Monthly Archives

Aralık 2015

2015 küçük eşittir 2016

31 Aralık 2015

yeniyıl“Ben Türk dizisi izlemiyorum pek ya.. ” deme bir daha; çünkü aslında geçen her sene hayatının dizisi devam  ederken bir sezonu geride bırakıyorsun arkadaşım. Farkında olsan da olmasan da her yeni bölümde inanılmaz entrikalar, gergin gergin konuşmalar, duygusal dakikalar, romantik sahneler, mutlu eden olaylar, çileden çıkaran zorluklar, ölümden döndüren aksiyonlar işleyerek izleyiciyi ekranda tutmaya çalışıyorsun.

“Yok artık bu kadar da tesadüf olmaz ya, türk dizisi işte” dediğin zamanları da duyar gibiyim. İnan bana “Teaaaksi!!” diye seslenildiğinde  -taksinin kapıda belirme- sahnesi dışında bir çok tesadüfü gerçek hayatta da yaşayabiliyorsun. Öyle bir şey oluyor ki “Anlatsam roman olurdu” diyorsun. Sonra sana “Anlat o zaman roman olsun” diyorlar, sen de gaza gelip anlatıyorsun. Gelgelelim onlar senin romanını alıp, değerinin altında bir senaryo yazıp, dizisini çekiyorlar. Sonra insanlar da “Ne kadar da saçma ve yapay bir dizi!” diyor ve senin diziyi takip etmeyi bırakıyorlar. Sonu kötü reytingler, sonu dizinin kıytırık bir final bölümüyle bitirilmesi. Diyeceğim o ki senaryonu sen yazmazsan yavaş yavaş kayboluyorsun.. Halbuki avantajın da var üzerine gitsen, çünkü gerçek bir hikaye anlatıyorsun…

Konunun dışına çıkmadan hemmen toparlıyorum;

2016 da 2015’ten farklı olmayacak; senin yazdığın senaryo onu farklı kılacak; Tabi eğer istersen ve bir de kendine uydurduğun bahaneleri yemezsen!

Buna yakın bir cümleyi geçen sene 2015 için de kurmuştum ve şöyle dönüp bakınca az çok ilgi çekici bir senaryo yazmışım kendi kendime diyorum. (Not: Bazen beni yerin dibine soksa da ağzımdan çıkan cümlelerle gurur duyuyorum :D) En azından  reklam aralarını uzatmayınca izlenesi bir hal almış gibi oynadığım dizi; Aşk var, entrika var, aksiyon var, dram var, kutlama var, imkansızlıklar yine söz konusu, aile bağları, arkadaşlıklar ve daha neler neler. Belli ki izleyici de ufaktan etkilenmiş ki yapımcımdan dizinin 2016’da da devam edeceğine dair bir duyum aldım. Bakalım bizleri neler bekliyor 😉

İletişimin olmadığı, sosyalleşmenin tükendiği, mutsuzluğun arttığı, yaşamların söndüğü, gözyaşlarının nehir olduğu, açgözlülüğün ve kendine müslümanlığın modaya dönüştüğü bir yıla yeni yıl dememek için elimizden geleni yapacağımız; çevremizdekilerin refahını düşünürken kendi sağlığımızdan ve mutluluğumuzdan ödün vermeyeceğimiz; gözlerimin içinin güldüğü, enerjimizin boşa gitmediği, potansiyelimizi en verimli şekilde kullandığımız yepyeni, pasparlak, musmutlu bir yıl olsun 2016…

 

 

 

 

 

“CESARETİNİZ YETMİYORSA CÜRET EDİN!”

3 Aralık 2015

 Buz kesmiş havada, tren istasyonunda dakikalarca beklerken izlediğim bir filmden aklıma gelen bir alıntı….

“CESARETİNİZ YETMİYORSA, CÜRET EDİN!”

Emily Dickinson 

Bu ne cüret dedim kendi kendime. Amacın ne? Bir insanın hayatında 3-5 günde 35 tane karar değişikliği olabilir mi? Sorunun ne? Zaten ne kadar yaşayacaksın? Bırak hayatın şu ormandaki küçük dere gibi aksın; ince, uzun ve cılız bir dere belki ama bırak aksın; akmasa da damlasın…. Şu an ihtimal veremesen de zaten seneler sonra kendini, yapmam dediğin şeyleri yaparken bulacaksın…

Beklediğim tren geldi sonra, durakladım biraz ve atlayıverdim içine.

Tam kapılar kapanacakken valizimin bir tekerinin trenin kapısının dışında kaldığını fark ettim. Saniyelik fark edişler bunlar, çekiverdim hemen bir kuvvetle. Artık güvendeydim; ben ve valizim. Aslında bir ara onu da bırakıp daha özgür olabilmeyi istedim; ama yalnızca bir an için. Çünkü “Kuş gibi hafif” olmak deyimi var ya; öyle olacağını sanırsın tüm köklerinden ve seni bir şeylere bağladığını düşündüğün materyallerinde3n kurtulunca… İster inan, ister inanma o iş öyle olmuyor. Kuş gibi hafiflediğini, uçabildiğini anladığın an düşesin geliyor. Cesaretleniyorsun kimi zaman, ama öyle yoğun yaşamaya başlıyorsun ki kalbinde ve kafanda bir şeyleri; yerini belli edesin geliyor.

Neyse, varacağım durağın bindiğim istikamette olduğunu bildiğim halde, emin olamadım ve yine sordum yanımda oturan kadına, içinde bulunduğum tren Mill Hill Broadway’e kadar gidiyor mu, diye. Kadın da pek emin olamadı ama “evet, gidiyor” cevabını vermeyi tercih etti en sonunda. Saniyelik karar alışlar bunlar, sonucunu hemen görüp, doğru mu yanlış mı ölçümleyebileceğin (aslında en sevdiğim). Ben de ona güvenmeyi tercih ettim. O da bana gülümsedi, ben de onun gülümsemesine karşılık vermeyi tercih ettim. Sonuç olarak doğru istasyonda indim….

Hep arasındasın işte bir şeylerin; hayatında karşına çıkan her şey senin tercih sebebin. Pişman olmak veya olmamak; Pişman olduğunu hissettiğin her tercihten ders çıkarıp çıkarmamak; Düşman olduğun birini anlamaya çalışıp çalışmamak senin elinde. İnandığın bir şeyi savunup savunmamak, mutlu olmadığın bir hayattan topuklarına vurarak uzaklaşıp uzaklaşmamak da yine senin o dünyada eşi benzeri olmayan çizgilere sahip ellerinde. O kadar senin ellerinde ki açıklama yapmak zorunda değilsin hiç kimseye!

Kendine farklı bir dünya yaratıp, o dünyada yaşadığı ve hayal ettiği şeylerle mutluluğu bulmaya çalışan biri olarak söyleyebilirim ki, kaybolduğunu düşündüğün veya yolunda gitmeyen bir şeyler için çözüm bulamayacağını hissettiğin zamanlarda avucunun içinde bir harita olduğunu bilmek seni rahatlıyor; dahası, işe yarıyor ve yeni yeni demir ağları örebilmen için sana rehber oluyor. Avucunun içini incele biraz, o dünyada zaman geçir. İnan bana çizgilerinden sıyrılmak yerine, yaşamının tam ortasına koyduğun çizgileri anlayabilmek; gerçekten görmek istediğinde, o yolların nerelere gidebileceğini görmek sana bambaşka bir haz veriyor.

Dedim ya hep arasındasın bir şeylerin; karşına çıkan her fırsat, seçmek zorunda olduğun her alternatif senin hayatına katmak üzere olduğun yepyeni bir deneyim. Takip etmeye karar verdiğin her çizgi, değiştirmeye yeltendiğin her fikir, senin kendi geleceğin. İlla ki bir noktada kırılıyorsa cesaretin; bir gün mutlaka seni yönlendirir cüretin!

22