Monthly Archives

Şubat 2015

HAVE YOU EVER LISTENED TO YAEL NAIM’S GREAT SONGS ?

22 Şubat 2015

 Have You Ever Listened to Yael Naim‘s great songs?

Well, i’ve been doing this for 4 years :)

I’m sharing one of my favourite singer’s (Yael Naim‘s) YouTube playlist with you; hope you are going to like the songs, the style and the voice as well.

Later in the afternoon, i will also see how many works <bunch of works:(> that i’ll be finished with the help of this playlist to this blog post….

Let’s see if my To Do List find a new hero as a background playlist;)

Ne için yaşar insan?

15 Şubat 2015

geniş

İnsanlık tarihinde öldürülen değil öldüren yok oldu aslında bugün.

Ne için yaşar insan?

Mutlu olmak, huzur bulmak, mutlu etmek, saygınlık kazanmak, gurur duymak, eğlenmek, gülmek, başarı elde etmek, en azından yaşamını sağlayabilmek için para kazanmak, yardım etmek, onurlandırılmak vs. vs…

Kesik kesik yazıyorum çünkü artık edebi kaygıydı, olay örgüsüydü, kafiyeydi düşünecek hal bırakmadılar kafamda. Yazdıklarım 10 sene sonra okunsa ne olur okunmasa ne olur. Özgürce yazamadıktan sonra…

Antalya’dan İstanbul’a okumaya geldiğim ilk zamanları hatırlıyorum. Kimsesiz değildim şimdi doğruya doğru. Kan bağım olmasa da bana yol yordam gösteren, işimin bir ucundan tutan, bir şeye ihtiyacım olduğunda tek bir aramamla yanımda olabilen bir ailem vardı. Kan bağım olan öyyylleee uçsuz bucaksız sayıdaki ama benim dünyamdan bihaber akrabalarımı düşündükçe şanslı olduğuma inanıyorum.

Her neyse…

Annemin her telefon konuşmamızda telefonu kapatışındaki sözlerini hatırlıyorum. “Çantana mantana dikkat et kızım”, “Akşam yurda dönerken dikkatli ol kızım”, “Çok geç saatteyse taksiye atla git parayı düşünme kızım”, “Gece dışarı çıkacaksanız mutlaka yanınızda erkek arkadaşlarınız da olsun, kız başınıza Taksim’e eğlenmeye filan gitmeyin kızım.”, “Saat kaç olursa olsun döndüğün anda mesaj at kızım”…..

Kadın masum; minibüsle gidersem minibüsteki kalabalığı ve onlardan gelebilecek tehlikeyi düşünüyor tabi. Gel gör ki şoför de erkek… Taksiye atlasam ne değişecek? Plakasını alsam? Biber gazı sıksam? Şikayet etsem?  Taksi beni kuytu bir köşeye götürüverse ne fark edecek, ha minibüs, ha taksi?

Sonra yanımda erkek arkadaşlarımla gitsem Taksim’e ne değişir mesela? Aradaşlarımızın tuvalete gitmesini fırsat bilip yanaşmaya çalışan kesimle aynı havayı soluyoruz biz. Ha tamam geçtim Taksim’i; içmeyelim, eğlenmeyelim, dans etmeyelim dedik. Kadıköy’e de gitmedim. Evden okula, okuldan eve, evden işe, işten eve gittim diyelim; ne değişecek? Altunizade gibi işlek bir yerde, Koşuyolu gibi nezih bir semttte, yolda yürürken yanımdan geçen, güpegündüz bana cehaletinin ve onursuzluğunun verdiği yetkiye dayanarak “Çok güzelsin”, “Offffffffffff beee!!”, “Seni var ya…..” gibi iğrenç laflar söyleyen yaratık kesimini kim uzaklaştıracak? Ha durup onlara cevap versem ne değişir? Görmezden gelmeyip, ” Ne diyorsun lan sen?!” desem? Güpegündüz, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen insanların ülkesinde, herkesin gözü önünde adam bana zor kullansa ne düzelecek?

Instagram’da paylaşılan bir yazıdan okuduğum satır bile evet doğru dedirtti bana. Dışarıdan yemek söylediğimizde gelen kuryeye “evde yalnız olmadığımızı hissettirmek için gösterdiğimiz ekstra çaba”… Komik gelebilir ama gerçekler bunlar ne yazık ki.. Daha geçen gün bu yazının üzerine yemek söylendi evimde. Gelen yemeğin 2-3 kişilik bir yemek olduğunu göre göre, bile bile, bilemiyorum hangi cesaretle, ayak üstü flört etti adam ben ödemeyi yapana kadar. Bu kadar normal ve doğal bir şekilde yaşanması gereken günlük bir aktivitenin bile bu kadar iğrenç bir olaya dönüşmesine sebebiyet veren zihniyetten de tiksiniyorum işte. Bu arada o kuryeler erkek olmasın kadın olsun diyeceğim, bu sefer de kadının yalnız  bir adamın evine yemek ulaştırdığını düşünmek bile istemiyorum.  İki tarafta da huzur yok yani.

Kızı beğenip, elde etmeye çalışıp, ulaşamadığı anda sapıklık yapan insanları da mesela ne değiştirecek? Düşünüyorum ya… Aklım var ve  adeta aklından vazgeçip başkalarının hayatını mahveden insanlık dışı mahluklar yerine de düşünüyorum, neden yaparsın bunu? Durdurulamayan öfke, kontrol edilemeyen bir ego, kendine  olan gelişmemiş öz saygı ve güven… Yok, maalesef, bulamıyorum… Belki de biz yaptık! Bu gücü ellerine biz verdik! Geçen gün okuduğum bir dergiyle yeniden hatırladığım Virginia Woolf’un satırları geliyor aklıma;

“Kadınlar yüzyıllardır, erkek görüntüsünü gerçek boyutlarının iki katında gösterebilen enfes bir güce sahip büyülü bir ayna görevini yerine getirmişlerdir…  Çünkü kadınlar gerçeği söylemeye başlarsa erkeğin aynadaki görüntüsü küçülmeye başlar, yaşam karşısındaki uyumsuzluğu yok olur. Aynadaki görüntü son derece önemlidir, çünkü canlılığı pekiştirir. Bunu elinden aldığımızda erkek, kokaini elinden alınan bir uyuşturucu bağımlısı gibi ölüp gidebilir.” Virginia Woolf.

Woolf’un yine zamanında beni yüreklendirdiği sözler üzerine yazıyorum bugün. Kimsenin yazdığım şeylere olan yorumlarını düşünmeden, kaygılanmadan, endişelenmeden…

Aklıma sonra şu geliyor; Üniversitemin ilk senesinde maalesef Çamlıca’daki yurtta kalırken, <bilen bilir, Samanyolu TV’nin karşısı işte> yurdun bahçesinde belki de duyguların en masumunu yaşamanıza sebep olan “sarılmak” fiilini gerçekleştiren iki arkadaşımızı çevredeki evlerde oturup, bunu gören bir adam mı kadın mı artık hatırlamıyorum, bir cahil, şikayet etmişti polise. Niye? Mahallenin ahlaki değerlerini bozuyorlar diye! Sonra bir de şu mini etek giydiği için şikayet edilen kız arkadaşlarım vardı. Aynı sebepten… Bu arada “sarılmak” fiiline ait yaptıkları şikayetin içeriği çok ilgimi çekmişti; “2-3 saniye sarılıp ayrılsalar bir şey demeyecektik ama “sarılma” uzayınca ahlaki değerler bozuluyor.” Şimdi ben bu insanı sevecek sebebi nereden bulayım? Ya da bunu niye anlattım? Çünkü tiksiniyorum ve içimden bir şekilde atmam gerekiyor. Hangi sıfatla çağırılırsak çağrılalım, hangi makamda olursak olalım, hangi mesleği yaparsak, hangi yaşı yaşarsak yaşayalım, hiç bir zaman tamanlamıyla özgür olduğumuzu hissedemiyorum bu ülkede…

“Biri kurbağa öper,
Biri yüzyıllarca uyur,
Biri 7 cüceyle yaşar,
Biri kuleye kapatılır.
Bir masal prensesi olsan bile kadınlık zor.”

Turgut UYAR

…………

Eğitimsizlik diyor annem telefonda.. Çok yazık diyor… En büyük sebeplerinden biri tabi, evet hak veriyorum ama eğitim alanları da biliyoruz. Ya da alıyor olanları… Para sıkıntısı olmayanları da, hani bahane bulamadıklarımız da var! Garip bir meselemiz var mesela tüyler ürperten bir Garipoğlu meselesi var. Hala ateşi sönmeyen! Off düşünmek bile istemiyorum, o kadar çok var ki o küllenmeyen ateşlerden…

Uyuyoruz, uyanıyoruz başka bir ölüm haberi; çokça da kadın cinayetleri…

Kadınız biz ve aslında kimse kimseyi zorla sevmek zorunda değil. Bizi sevmek zorunda değilsiniz, ya da biz sizi sevmek zorunda değiliz. (Sizli bizli konuşuyorum alınmıyorsunuz değil mi?) Ama saygı duymak zorundayız yaşamlarımıza! Benim de kadın olarak, herhangi bir erkeğin annesinden ya da “bacı”sından farkım yok mesela…

Yok, hiç bir vicdanlı insan acı çekmeden ödeyebilecekleri bir ceza verilmesini kabullenemez onlara. İdam da çözüm değil; acı çekmeli diyorum!

Hiç bir avukatın da onları savunabileceğine zaten inanmıyorum…

Sonra yine içinde kaybolduğum bambaşka dizeler geliyor aklıma…

“Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin, akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim! ”

NAZIM HİKMET RAN

 

ve yazımı noktalandırıyorum;

.

 

 

 

 

Sürpriz Notlu Kurabiye

9 Şubat 2015

 

– Bir gün bir baktım yok olmuş.. Ne oldu, nasıl yaptı bilemiyorum.

– Anlamadım, yani ‘gitmiş’ demek istediniz herhalde?

– Hayır canım bildiğin yok olmuş. Hangi cümleyi kurduğumu gayet iyi bilirim ben.

– Peki ama yok olmuşsa eğer, bunu nasıl anladınız?

– Var olduğuna dair bir kanıt bulamayınca yok olduğunu anlarsın işte…

– Teyzeciğim, sizi çok iyi anlıyorum, yalnız şöyle bir şey var; doğada hiç bir şey yok olamazken ki biliyorum bu apayrı bir konu, siz nasıl olur da kocanızın < eski kocanızın diyelim > yok olduğunu düşünürsünüz? Sizce de biraz iddialı bir varsayım değil mi? Herhangi bir yere gitmiş, herhangi bir şeyden kaçmış, ölmüş veya öldürülmüş olamaz mı?

– Bana baksana sen? Ben aptal birine mi benziyorum? Bunların ayrımını yapamayacak birine mi? Bunak mıyım ben? Sen kaç kadın gördün 70 yaşında benim görünüşümde ve enerjimde? Şimdi gelmiş bana acıyan gözlerle bakarak deliymişim muamelesi mi yapıyorsun? Sence bende kendimi sana harcatacak göz var mı? Yapacaksan adam gibi yap şu röportajı, sonra da koyduğum şu tabağı bitir ve öyle git.

– Sizz… Immm… Şey… Siz beni yanlış anladınız teyzeciğim, tabi ki haklısınız, benim size deli muamelesi yapmak gibi bir amacım yok ve hiç olmadı. Ben sadece biraz irdeliyorum bu durumu, merak ediyorum, nasıl olur da bir insan yok olabilir diye, hepsi bu…

– Yaaa yaaa kesin öyledir… İrdeliyormuşmuş…

– Peki o zaman başka türlü düşünelim. Aşama aşama gidelim. Siz kocanızın yok olduğunu düşünüyorsunuz çünkü… ?

– Çünkü ne?

– E ben size soruyorum onu teyzeciğim.

– Eeee öyle oldu çünkü, başka çünküsü mü var artık bu durumun.

– Ama kanıtınız yok?

– Daha iyi ya kanıtım olsaydı böyle bir adam var olurdu.

– Ama teyzeciğim, kayıtlarda 40 senedir evli göründüğünüz bir kocanız mevcut.

– Evet vardı, evliydim, ama yok oldu adam…

– Sizce sadece uzaklaşmak istemiş ve giderken de ardında hiç bir şey bırakmadan, bir haber bile vermeden gitmiş olamaz mı?

– Olabilir tabi ama hani, nerede, illa ki bir izi bulunurdu değil mi?

( O sırada röportajı yapan kızın telefonu çalar ve kız telefondaki kişiyle konuşmak için balkona çıkar…)

– Aysu naptın, nasıl gidiyor görüşme? Bir şeyler öğrenebildin mi? Bak bu röportajı akşama yetiştirmemiz lazım.

– Offf sorma Bülent ya. Kadın hiç bir sorumu anlamıyormuş gibi yapıp kafasının dikine gidiyor. Ne bir detay ne bir ipucu verdi şu ana kadar. Bu röportaj bu şekilde hiç bir yere varamayacak herhalde. Son kez deniyorum, bu sefer de kadın sorduğum sorulara  düzgün cevap vermezse basıp gideceğim ya..

– Tamam canım sakin ol, ne kadar çok bilgi toplarsak kardır, yazabildiğimizi yazarız ne yapalım, gerekirse sallarız, nereden bulacak kadın bizim dergiyi!

– Okey, tamaaaaam hadi ararım çıkınca.

( 70’lik teyze o sırada kızın çayını yenilemiştir. )

– Kusura bakmayın teyzeciğim ya acil bir telefondu da…

– Olur mu öyle şey, ben de çayınızı yeniledim.

– Sağolun… O zaman şimdi başka bir şey soracağım teyzeciğim müsadenizle?

– Müsade senin kızım, bu yüzden buradasın.

– Kocanızın yok olduğunu anladığınız sırada ne oldu? Yani ne zaman anladınız yok olduğunu?

– Aaa o şöyle oldu; Ben bir gün ona benim sürpriz notlu kurabiyelerimden yapmıştım, pek severdik ikimiz de. Çok hoşuna giderdi o notları açıp okumak… İşte o gün ben bir ara karşı komşu Nurhayat’a gittim siyah iplik ve daha ince bir dikiş iğnesi almaya. Eve bir döndüm ki adam yok. His işte.. Kaçıp gitmemiş, yok oluvermiş.

– Anlıyorum, ilginç… Tabi gören de olmamıştır kesin yok olup gidince. ( Kız o sırada kafasında dalga geçmeye başlar; “artık buharlaştı mı, uçtu mu ne yaptıysa…” Sonra da artık gitmeye karar verir. )

– Neyse teyzeciğim, sizin de zamanınızı aldım, çok teşekkür ederim beni kabul ettiğiniz için. Güzel bir öğleden sonra geçirdim ama başta beni yanlış anladıysanız gerçekten çok üzülürüm.

– Aaaa olur mu hiç öyle şey kızım; ben de biraz agresif karşılık verdim sana, malum gerginim bu aralar, kusuruma bakma. Hem kurabiyelerini bitirmeden hiç bir yere göndermem. Malum, bizim bey gittiği gün onları yiyordu diye her gün yapıyorum artık, belki bir mucize olur da geri gelir diye… Nasıl diyorsunuz siz gençler; ha şey Totem! Totem yapıyorum işte.

– Tamam bir tane yiyeyim hadi ama bunun hepsi bana çok, dikkat ediyorum da formuma :)

– Aman kızım sende ne var Allah aşkına. Hadi sen bitiredur, ben bir lavaboya gidip geliyorum; bak çayın filan bittiyse koyuver kendine mutfaktan, kendi evin gibi…

( Kız o sırada teyzenin meşhur sürpriz notlu kurabiyelerinin birinden kocaman bir ısırık aldı, bir an önce gitmek istemesinin verdiği aceleyle… O sırada, kurabiyenin içinden çıkan küçük notu görünce aklına takıldı yine; nasıl olur da kurabiyeden çıkan bir not bir insanın yok olup gitmesine <amaan ne diyordu o> kaçıp gitmesine sebep olabilir? Gerçi teyzeyle 2 saat geçirip bunu anlamamak da imkansız değildi ama yine de meraktı işte… Acaba bu kurabiyelerin hepsine aynı notu mu yazıyordu teyze? Ya da farklı notsa, bu kadın her gün onlarca kurabiyeye yazacak kadar ne biriktiriyordu?)

kurabiye

——————  4 gün sonra ——————-

– Vallahi ben de anlamadım Bülent oğlum. Lavaboya gittim, döndüm, bir baktım yok olmuş kızcağız.. Ne oldu, nasıl yaptı bilemiyorum…