Monthly Archives

Ocak 2015

ÜNİVERSİTEDEKİ SON SENEMİN İLK YARISI

20 Ocak 2015

ünivesite

Bir Okur:

Aslını sorarsanız bu günkü yazısı biraz sıkıcı başlamıştı…

Eğitim-öğretimden tutun da hayat ve insan ilişkilerine varana kadar saçmalamış durmuş gibiydi.

Şöyle diyordu;

 

 

 

 

“Size üniversitedeki son senemin ilk yarısından bahsetmek istiyorum biraz…

   Kelimenin tam manasıyla bazı zamanlarımı çöpe attığımı farkediyor olsam da  içimden; “hadi kızım, bu sene senin son senen, bundan sonra özgürsün” diye kendime enerji verip, kendimi okula ite ite bitirdim ilk dönemi. İyi mi ediyorum kötü mü ediyorum bilmiyorum. Bunun ilk sebebi tabi ki de yaklaşık dört senedir istemediğim bir bölümde okuyor olmam. Fakat diğer sebebi ise, hala tam olarak ne istediğimi bilemediğim için cesaret edip, “Tamam be, benim istediğim meslek bu, şimdi her şeye en başından başlayıp, istediğim mesleği okuyup, geç bitirmeme rağmen rekorlar kırıp, başkalarının parmakla gösterdiği o başarılı ve beklenmeyen başarısından dolayı takdir edilen kız olmamın tam zamanı…” dememiş oluşumdur. Gerekli gereksiz, azar azar yeteneğimin olduğunu keşfettiğim alanlara bölünüp, hiç bir zaman tek bir alanda profesyonelliğimi kanıtlayamayışımdır. Belki de sevdiğin işi yapamıyorsan, yaptığın işi sevmeye  çalış mantığını abartmış oluşum ve işletmeye dört gözle sarılmış oluşum, onun da ilgisini çekememiş oluşumdur. Her neyse konumuz bu değil artık; malum son senemdeyim ve bu evreleri çoktan geride bıraktık.

Üniversitedeki son senemin ilk yarısından gözüme çarpan bazı “şey”lerden de bahsetmek istiyorum biraz…

  • Gerekli gereksiz her bir dersin grup projeleri hakkında mesajlaşmak için ayrı ayrı açılan WhatsApp gruplarım,
  • Sorumluluk sahibi olan ve olmayan insanlarla bu gruplarda anlaşabilme çabalarım…

Evet, belki de bu proje gruplarının amaçlarından biri de bize ileride mesleğimizde karşımıza çıkacak olan takım arkadaşlarımızla nasıl geçineceğimizi, problemleri nasıl çözeceğimizi, ortak bir amaç uğruna nasıl çalışıp, ortaya nasıl ortak bir çözüm sunabileceğimizi, sorumluluk alabilmeyi, aldırabilmeyi vs. bunları öğretebilmek… Fakat karşınızdaki insanın 22-23 senede kendisine katamadığı özellikleri siz bir dönem içerisinde, kısıtlı zamanınızda ona aşılamaya çalışınca, karşıdaki insan bunu gram olsun tınlamayınca, grup arkadaşlarıyla bir arada yapılması gereken her şey bölümlere ayrılıp, ayrı ayrı yazılıp son gün birleştirilince, bu durumun farkına varıldığı halde hala aynı sistem derslerin içeriklerinde varlığını koruyunca, bu sizin son seneniz olunca, bir dersten kaldığınız anda okulunuzun bir dönem uzama ihtimali ortaya çıkınca, 75% burslu olsanız bile fazladan kaldığınız her saniye okula ödediğiniz o lüzumsuz para size gerginlik yaratınca bu durumun pek de akademik birimlerce amaçlandığı gibi ilerlediği söylenemez.

Derslerin ve projelerin içeriklerinden bahsetmiyorum bile… Örnek verelim bir tane; Düşünün ki, tüm dönem boyunca uğraşmanız gereken bir dönem bitirme projesi var, ders zorunlu, proje zorunlu, son seneniz olduğu için de aslında siz ilgi alanınız üzerinden bir proje yürütmek istiyorsunuz, dersin yaratıcıları da öyle düşünüyorlar ki sizden ilgilendiğiniz sektörlerle ilgili bir sıralama yapmanızı istiyorlar, siz de bunu mantıklı bulup o sıralamayı yapıyorsunuz; yine huyunu suyunu bilmediğiniz ama ortaya güzel işler çıkarma idealleri olan arkadaşlarınızla grup / takım kuruyorsunuz ve sonuç koca bir hayal kırıklığı oluyor. Çünkü size verilen proje konusu da, projenin ait olduğu şirket de sizin sıraladığınız hiç bir sektörler uyuşmuyor.. Siz bütün dönem boyunca adını duyduğunuz anda irkildiğiniz bir endüstriyi mecburen araştırmak zorunda kalıyorsunuz ve bunun gibi daha bir çok gereksiz ayrıntı…

  • Projenin/sınavın/case in son gönderilme tarihine bağlı olarak gelişen samimiyetsiz davranışlar, yine bitmeyen WhatsApp mesajları, cevapsız aramalar (cevapsızlar çünkü artık ben bunu yapmam), vaatler vs vs.
  • Hocası aynı olan ve en çok yararlı bulduğum iki tane Marketing dersi için yazdığım ve bana her hafta yük gibi gelen “Reflection Paper”larının (bilen bilir;)) her geçen gün bana daha kolay gelmesi ve gramerimi ister istemez kendiliğinden düzeltmiş oluşu ve benim sonunda tamamladığım bir ders gerekliliğinin işime yaradığını düşünmüş olmam,
  • Üniversitenin son senesine özel garipleşen arkadaşlık ilişkileri, ilişkilerim,

İşin özü; mantıklı hareketlerde bulunabilmem, herkese uygun, düzgün cümleler seçebilmem ve stratejik kriz yönetimleri yapabilmem için artık “Game Theory” dersini anlamam gerektiğine kanaat getirdiğim durumlar.

  • Üniversitenin her senesine özel olarak gelişen servis sorunsalı ve bir türlü bu soruna çözüm getirmek istemeyen üniversitemizin aşırı derecedeki vurdumduymazlığı,

Gönüllü olarak bu işin ucundan tutan arkadaşlarımızın, hocalarımızın ve diğer personellerimizin Carpooling sürecinde   ortaya koydukları emeklerin altını çizmeden geçemeyeceğim..

  • Yapmacık gülüşlerimi artık daha fazla yüzümde tutamayacağımı anlayıp, aklımdan geçenleri gerekli kişilere söylemeye başladığım saniyeler (şiddetle tavsiye edilir),
  • Yaptığım her şeyin bir showdan, söylediğim her şeyin safsatadan ibaret olduğunu düşünen insanlara karşı artık daha fazla ayrıntı ve inandırıcı sav sunmamamın bana ve hayatıma kattığı huzur,
  • Kimi iyi anladığımdan çok kimin beni daha iyi anladığını öğrenmeye olan açlık duygumun artışı…
  • “Herkes sizden bir şeyler bekleyebilir ancak önemli olan ilk şey, sizin listenizdeki ilktir” gibi bir cümle kurabilmeme yardımcı olan kararlarım,
  • Üniversitenin son senesi diye tüm dakikalarımızı ders çalışmak için ayırmanın kendi hayatımıza <tabiri caizse> tecavüz sayıldığını anlamış olmam;

   Not: <tecavüz> belki iddialı bir kelime ama, evet öyle! ; kendimizi dinleyebilmemiz için her zaman alanımızın olması gerektiğine inanmışımdır.

Nerede kalmıştık? Bir tiyatroya, bir sinema filmine, bir kitaba, bir koşuya, güzel bir sohbete, bir konsere veya bir sergiye ayıracağım 2-3 saatin ortalamamı 4.00 yapmaya veya grup arkadaşlarımla daha verimli bir çalışma ortamı yaratmaya yetmeyeceğini ama hayatıma bambaşka bakış açıları katabileceğini görmüşlüğüm. Öyle ki bu durum eninde sonunda akademik veya sosyal hayatıma da illa ki yansır iç tesellilerim,

  • Bana beyniyle ve  kalbiyle eşlik edecek arkadaşlar bulup bırakmamam gerektiğine kanaat getirişlerim,
  • Aynı zamanda yine bana bir şeyler katan insanlarla beraber zaman geçirmenin dünyama kattığı farklı bakış açılarını keşfedişlerim,
  • Bir şeyler yolunda gitmiyorsa gitmiyordur; bunu sürdürebilmek için de bitirebilmek için de bahaneler üretmeye gerek yoktur lafları edişlerim. Söylenmesi ve yapılması gereken şeyleri zamanında yapmayı öğrenmeye çabalayışlarım. (hala deniyorum:S)
  • Aklınıza gelebilecek her türlü ayrıntıyı not alışlarım; bu dönem hem sosyal hem akademik hayatımı düzene sokan bir aktivitedir:)
  • Hayal kurmak; en azından bu stresli dönemde hala nefes aldığımı hatırlayışlarım,
  • Bağıra çağıra şarkı söyleyişlerim, dans edişlerim, içişlerim, uyuyakalışlarım, ağlayışlarım, gülüşlerim, gülemeyişlerim, stresten obeziteye bağlayışlarım, Tchibo’yu aldığım kapsüllerden ötürü zengin edişlerim, dolayısıyla vücuduma kafein bombalayışlarım,
  • Sırlarım, sırdaşlarım,
  • Yeni yeni kurulan dostluklarım,
  • Kitaplarım, kitap arkadaşlarım, sayfalarıma ışık tutanlarım,
  • Habire ortadan iki gün kaybolsam kimse ölmez diyerek şehirden kaçışlarım,
  • Değerlerim, değişen tutumlarım ve olgunlaşan kalbim, düşüncelerim….
  • Okul bitince ne yapacağım kaosuna şöööyle inceden ufak bir girişim ki geç kaldım onun da farkındayım; bu yüzdendir belki hafif agresif ve stresli tavırlarım :)

Size üniversitemdeki son senemin ilk yarısından bahsettim biraz…”

 

Böyle de abuk bir şekilde bitiyordu yazısı işte…

Sanki tek son senesinin ilk yarısını bitirmiş olan kendisi,

Bize neyse…

Aman uzatmayayım hadi neyse…

SONRASI

11 Ocak 2015

kaçış

Bir kaç söz duyarsın,

Bir kaç da kayda değer sahne görürsün…

İlgini çekmeyen oyunlara katılırsın;

İyi olmadığını bile bile…

Tamamdır!

Başlarsın koşmaya…

Nefessiz kaldığın anda, hızlı adımlarla yürüyerek yoluna devam edersin..

Sonrası klasik…

Yorulursun işte.

Bir an tereddüte düşersin,

Ya gittiğin yol, ulaşmaya çalıştığın noktanın güzergahı değilse?

Hafif bir duraksarsın..

Bir ayağın geleceği, diğeri arkanda bıraktığın yemeği işaret ediyordur “hadi önce onu bitir” diye…

Afallarsın!

Sonrası kaos…

Gel gitler başlar..

Kendini o gün, o yoldan geri dönüp,

Ne var ne yoksa deneme şansın varken,

Hiç birini yapmadığın için cezalandırmaya başlarsın..

Sonrası eften püften sebepler.

Kendine sunmaya başlarsın, eftenleri…

İnanır mısın bilmem ama,

Kendi kendine inanmamaya başlarsın sonra..

“İnanç” dediğin kavram gider yani işte anla…

Sonrası da rakı,  bira, tekila

Diye düşünür herkes.

Ama yok..

Bardağın yarısı hala boş;

Ayık kalmaktır aslında herkesi yapan sarhoş…

Mavi

4 Ocak 2015

mavimavi

Bizim oralarda mavinin anlamı çeşitlidir…

Ama herkesten de nasiplidir.

Maviden geçmeyen yoktur…

Deli dolu dalgalarla boğuştumuzdan,

Kıyıda yetiştiğimizden filan değil;

Akdeniz’in farklı saatlerde aldığı,

Esrarengiz tonların değerini bilip;

Aynı çimenlerde,

Ayrı hikayeleri,

Ölümsüzleştirdiğimizdendir…

Lisede bira ile başlayıp, rakıyla sonlandırdığımız,

Gitar ile süsleyip, hayaller ile taçlandırdığımız,

Dert ortağı olacakken,

Birbirimize dert olduğumuz akşamlarımızdandır…

Mavi bizim için bilinmezdir;

Hangimizin, ne vakit yükseleceği,

Hangimizin, ne vakit eksilere düşeceği hiç de tahmin edilir gibi değildir.

Risk alıp açılmayı bize mavi öğretmiştir…

Bir kum tanesi için, bin kum tanesini kaybettiğimiz,

Zevk olsun diye kaleler inşa ettiğimiz,

Kafamızda düşünceler biriktirip,

Planlamadığımız şartlarla bambaşka yönlere gittiğimiz,

Sayesinde mucizelere inanıp,

Kendimize ütopik hedefler koyduğumuz noktadır bize göre…

Hangi birimiz, nereye gitmek isterse;

Başlangıç noktası olarak bellediği yerdir mavi

Aslına bakarsanız başka denizler de görüp sevdim ben,

Ama memleketimin bende ayrıdır yeri….

 

Not 1: Bu paylaşımımın öncelikle Akdenizliler için daha farklı bir anlam taşıdığını belirtmek istiyorum.

Not 2: Sevgili arkadaşım Emre ile yaptığımız doğaçlama çalışmasına “Mavi” ismini verdik… Sözler kayıt sırasında yaratılmış ve söylenmiş olup, daha sonradan bu videonun tekrarı çekilmemiştir. (Yazar burada şarkı içerisindeki duraksamalarının ve yutkunmalarının sebebini naçizane bir şekilde açıklamaktadır:))

“Bu gece hava soğuk, dışarıda biraz kar,

  İçimde bir şeyler, bazı düşünceler var…

 Gitmek isterim, isterim ki yolumu bileyim..

 Git, gitmek istersen, sonra dönersin zaten.

 Yol çok uzunmuş, çok tozluymuş,

 E bilirsin sen..

 Hayat bu birazcık mucize, birazcık oyun,

 Sonu, belli olmazsa, kendin ondan korun…

 Bak! Biraz daha inceden yağıyor bu sefer yağmur;

 Üstüne, üstüne, üstüne

 Birazcık daha…

 Önüne koyduğun, hedefler var senin daha….” Yağmur Ş.