Monthly Archives

Aralık 2014

Sen, O’sun…

23 Aralık 2014

Kim olduğunun farkında mısın?

Sen, o büyük dağların ardında bambaşka bir dünya olduğunu hayal eden çocuksun; Toysun ve daha hiç bir dağa tırmanmamışsın… İşte bu yüzden de gereğinden fazla inanmışsın..

Sen, kendisine hediye edilen bir kumbaraya, aylarca gıdım gıdım bozukluk atan oğlansın… Büyük hedeflerin var gibi; Günü geliyor, atıyorsun yere o kumbarayı (kumbara tıpkı filmlerdeki gibi darmadağın oluyor, saçılıyor paralar ve parçalar etrafa…). Oturup tek tek sayıyorsun her bir bozuk parayı. Sonuç olarak fark ediyorsun ki daha binlerce kumbara, milyonlarca bozuk para koyman gerekiyor ortaya.. Sırf annene o düşlerindeki evi alabilmek için… Aslında daha çok yolun var düşmeyi öğrenmek için…

Sen, O’sun… Düşüncelerini bir türlü cesaret edip sahiplerine ulaştıramayan kadınsın.. Pısmış kalmışsın.. Yerinden kalkmaya yeltenmiş, hayalet düşmanlarınla savaşmış, yeniden yenilmişsin. Bu konuda da iyice umudunu yitirmişsin…

Sen, başkalarının sözde projesi, benliğinin içten içe haykıran sesisin.. Ondandır belli ki çıkmamış pek sesin.

Kendisine, “Mütevaziyet” ismi verilmiş birisin. Mütevazilikten ölecek, kendi değerini bir türlü bilemeyecek biri.. Bundandır belki farklı oluyor başkalarının kalbindeki yeri. Saçma gelmeye başlıyor onların da kibirli halleri ve aslında onlarla uğraşmak değil niyetin. Kabullenemiyorsun sonra sana yapılan haksızlığı tabi, kendini çekiveriyorsun geri…

Sen biraz dağılmış gibisin… Öylesin, çünkü hayatın nasıl bir şey olduğunu sorgulamaktan ne arkanı koruyabilmişsin ne de önüne bakabilmişsin. Mutlu olamamayı öğrenmişsin eline geçen herhangi bir şeyle. Hep daha güzeline, hep daha iyisine…

Vazgeçmeyi bilmeyenlerdensin… Eğer vazgeçersen her şeyi mahvetmekten korkar bir haldesin. Birilerini boş vermekten ödün kopuyormuş gibi, biraz fazla içerdesin…

Sen, arkadaşları kapıyı çalıp kendisini oyun oynamaya çağırdığında, annesi aşağı inmesine izin vermeyen; bütün oyunu balkondan seyrederek iç geçiren o şanssız çocuksun belki. Belki de çok büyüttün kafanda o futbol topuyla ya da saklambaç kurallarıyla oyun oynama zevkini. Fark ettiysen, çocukluğun da zaman dolunca bitti.

 Sen, çok düşüncelisin işte.. Sevgili düşünür.. Düşünür, üzülür ve bu her halinden de görülür, gibi değildir….

Çünkü sen, içinde karman çorman bir çorba kaynatıp, dışarıdakilere bunu mercimek çorbası diye içiren birisin.

Ya da her şeyin yolunda gittiğini onlara yutturan…

Neden böylesin?

Kim olduğunun farkında mısın sen?

Şu karşıda gördüğün adam,

Yanımda oturan teyze,

Hemen onun yanıbaşında oturan hamile kadın,

Orada kitap beğenmeye çalışan genç çocuk,

Hatta sen, ben, hepimiz şu anlattığım anların minicik hücreleriyiz belki..

Minicik, küçücük, inançlı; etkisiz  elemancıklar kümesi…

Ve hala hayatın esrarengiz bir şey olduğuna kendimizi inandırıyor,

Yaşadığımız her şeyde bir gizem, bir ışık, bir seçilmişlik arıyoruz.

Ama var ya!senosun

Bir gün ben öyle bir dumur oldum ki, kapattım kapılarımı pencerelerimi bir süre…

Kaplumbağa evine çekilir ya,  tam öyle…

Sonra içim durdu ve bana dedi ki;

“Başlangıçlar, bitişler, kavuşmalar, vedalar…

 Hayat budur işte, seni şaşırtacak bir hazine arama işin içinde…”

LOGOYU BÜYÜTENLER

19 Aralık 2014

Reklamcılar Derneği‘nin 30. yılına özel olarak çektiği “Logoyu Büyütenler” belgeselini, aşağıdaki paylaşımım üzerinden izleyebilirsiniz. Birbirinden değerli isimlerin sektördeki deneyimlerini, anılarını, sektöre şimdiye kadar katmış oldukları özgün fikirlerin hikayelerini ve aslında biraz da ufkumuzu genişletecek olan diğer samimi paylaşımlarını öğrenmek isterseniz, bir saatinizi ayırın ve izleyin derim 😉

 

Aynı şarkılar…

12 Aralık 2014

 

Söylemediler açıkçası.

E ben de nereden bileyim?

Soğukmuş dışarısı…

Evimden dışarı çıktığım anda gördüğüm dünya oldukça şaşırttı…

Kimse anlatmadı anlayacağınız;

Günü gelince vazgeçmeye çalışıp eninde sonunda hayatıma devam edeceğimi,

Ve her geçen gün daha da hissizleşeceğimi…

Başarılı olmaya çalışırken, başarısızlıklarımı kutlamayı unutacağımı…

Unutmamayı da yine kendi başıma öğrenmem gerektiğini…

Ki en önemlisi de bu oysa ki..

Başarısızlık eşittir başarının sureti….

Kimse anlatmadı…

Şöyle karşıma geçip, iki kelam eden olmadı;

Oradan buradan, ortaya karışık bir hayat yaşayacağımın,

Başkalarının hayatlarının da benden farklı olmadığının kimse altını çizmedi…

Kalemin kılıçtan keskin olduğunu duymuştuk gerçi ama,

Sonunda kılıcı olanların kazanacağını herhangi biri hatırlatmadı…

—- * —- * —-

 

boşson

 

Aslına bakarsanız

Boş konuşuyorum yine;

Aynı şarkılar zaten,

Herkesin dilinde….

Su ile Sarp Kahve İçmeden (Bir 10 Sene Öncesi)

9 Aralık 2014

 

Komik bir ilişkileri vardı. Her gün ayrılır, akşamına hiç konuşmadan, mesajlaşmadan, takip etmeden; birbirlerinin nereye gideceklerini bilir, birbirlerini bulur ve garip bir şekilde kaldıkları yerden devam ederlerdi. Komiktiler işte… Düşünülebilecek bir çok saçmalığı yapmışlardı bir ilişkinin gerektirdiği. Amaçları belliydi; sıradanlıkla dalga geçip kendi ritüellerini oluşturmak… Oluşturdular da! Kimsenin onları uçarı bulmadığını geçin, çevrelerindekiler onlara gıpta ile bakmaya bile başladılar..

Bir rüya gördüklerine inanırlardı. En azından biri bu yaşanılanın rüya olması gerektiğine karar verirdi ve diğeri ona ayak uydurmaya çalışırdı. Zaten birinin birine ayak uyduramadığı anlaşıldığı anda ayrılır, akşamında kafalarını yastığa koydukları anda yeni bir rüya görmeye başlar, barışırlardı. Zaten hiç küsmemişlerdi; sadece ayrılmışlardı. Ayrılmayı bir nevi yeni bir rüya için bahane olarak görüyorlardı. Böylece binlerce rüya görebilir, binlerce hayatta can bulabilirlerdi. İlişkilerini binlerce dünyaya taşıyıp, binlerce sıradan davranışı kendilerine uyarlayıp, binlerce Su ve Sarp ritüeline dönüştürebilirlerdi.

İdi..

Sonra bir gün Su uyandı… Aslında ritüelin gerektirdiği, hemen o günün akşamına, yeni bir rüya görmeye başlayıp, Sarp ile saçmalıkların daniskalarından birini yaparak eğlencenin tadına varmaktı. Gereken buydu ve gerekenin bu olması belli ki onu ürkütmüştü. Öyle ki gördüğü rüyada Sarp’ın ismi bile geçmemişti. Su da korktu tabi. Böylesi ilk defa oluyordu rüya görmeye başladığından beri. Geri döndü yatağına. Geri döndü.. Kafasını yastığa dayadığı gibi gözlerini sımsıkı kapadı. “Hayır hayır hayır….. Böyle başlamamalı bu rüya.  Nolur nolur nolur… ufffffff” olmuyordu işte. Bir türlü geri dönemiyordu, rüyayı da değiştiremiyordu, yaşamak zorundaydı, basbayağı uyanmıştı işte! Artık buna rüya demesi bile doğru sayılmazdı. Sonrası ise malum; bir düşünce silsilesi, içinden çıkılamayan kaoslar kümesi… Abarttı da abarttı Su. Kendi sınırlarının farkına varmadan, bedeninden, ruhundan hep daha fazlasını ortaya koymaya çalıştı. Ama işte kaçırdığı bir nokta vardı; O sadece O’ydu. Ne daha azı, ne daha fazlası….

Sarp’a “Bırakalım artık rüya görmeyi.” dedi ve gitti. Sarp ne yapsındı, bu da Su’yun seçimiydi…

 

Bundan bir 10 sene sonra;  Su ile Sarp Bir Gün Kahve İçerler