Monthly Archives

Eylül 2014

KÜLAH’TA BİR ŞARKI SERGİSİ

27 Eylül 2014

 

 

sergidekinsanlar

 

Geçen hafta paylaştığım yazıda; “Yok Öyle Kararlı Şeyler” grubunun yapacağı albüm tanıtımından bahsetmiştim. Grubun Karaköy Külah’ta sevenlerini buluşturacağı Şarkı Sergisine bir aksilik çıkmazsa gidip, çalışmaları göreceğimi belirtmiştim; Bir aksilik çıkmadı, ben de gittim:)

Öncelikle paylaşımımı kaçıranlar için> http://yagmursimsek.com.tr/abidine-bu-soruyu-daha-once-sormadik-hic/

 

Gelelim sergiye…

Şarkı Sergisinin samimi ortamı, sergi boyunca misafirleriyle yakından ilgilenen grup üyelerinin sıcak tavırları, ortaya konan illüstrasyon eserlerinin, şarkı sözleri ve müzikleriyle tutturduğu farklı ahenk ile güzel bi pazar yaşattı bize “Yok Öyle Kararlı Şeyler”. Doğrusunu söylemek gerekirse bir daha olsa bir daha giderim diyebileceğim türden bir sergiydi bu. Gerçi biz yine de bir daha olmazsa diye önlemimizi aldık ve albümümüzü kendilerine imzalattık :)

Sergiyi göremeyenler için, ortamın atmosferini biraz da olsa tadabilsinler diye bir iki fotoğraf çektim. Açıkçası ne kadar anlatsam boş, bir kere serginin mantığına ters; Dinlemeden ve görmeden anlaşılmaz.

(yaşamadan bilemezsin klişeleri gibi oldu ama ben severim bazı klişeleri:))

 

 

 

 

 

 

IMG_3962

Gezi’ye selam olsun…


               

 

 

IMG_3947

 

Geçtim diğer grupların albüm tanıtımlarının özgünlüğünü,birsherlockdeğilsin-440x294-1

kendi çıtalarını da yükseltmiş bulunmakta sevgili Y.ö.k.ş üyeleri.

Bundan sonraki albümlerinin tanıtımlarında, hangi farklı fikirle karşımıza çıkacaklarını büyük bir merakla bekliyorum doğrusu.

Ne de olsa;

Seviyoruz “kirlenmemiş fikirler” i

Halimizden de “memnunuz gizlice” belli 😉

 

 

 

Tırnak işaretleri içindeki söz öbekleri, grubun şarkılarından alıntıdır;
> Özümden Çok
> 34

ABİDİN’E BU SORUYU DAHA ÖNCE HİÇ SORMADIK ;)

17 Eylül 2014

 

Dinleyebilirsiniz, yorumlayabilirsiniz, eleştirebilir hatta bizzat kendiniz yazabilirsiniz şarkıları; peki ya resimlerini çizebilir misiniz?

Ya da yok yok şöyle mi sormalıyım bu soruyu onların kelimeleriyle; “Peki sen hiç resim dinledin mi Abidin?”

Türkçe müzik yapan gruplar arasında en çok sevdiklerimden biri olmaya başladı son zamanlarda “Yok Öyle Kararlı Şeyler”. İlk dinlediğim şarkıları da az önce üzerine tıklayıp dinlemeye başladığınız şarkıydı, “Bir Sherlock Değilsin”. Sonra onu “Nefret Söylemi” takip etti ve sonra bir çok şarkısını tekrar tekrar dinledim sanırım:)

Sözleri, zamanın bunalımlarına iyi geliyor. Müziği desen bir başka zaten. Yaramazlık var şarkılarında… Böyle kurnazca oyunlar ve aslında kişinin psikolojik başarısızlıklarının, kendine ve düzene karşı çıkışlarının, aşk ve huzur arayışlarının, gerçekçi bakışlarının  yansıması da… Bir sürü duygu işte… Belki de bu yüzden, şarkılar hakkında konuşmak ve üzerine yazmak yetmeyince farklı bir yöntem bulmuşlar yeni abümlerinin tanıtımını yapmak için; Şarkılara özgü tasarımlar. Tasarımlara ait şarkıların aynı anda dinlenebileceği bir sergi. “Şarkı Sergisi”. Adı fena bir şekilde sempatik geliyor. Birbirinden yaratıcı illüstrasyon sanatçılarının ortaya koyduğu çalışmaların müzik dünyasına (en azından Türkiye’deki albüm tanıtımlarının tarzına) farklı bir boyut katacağına hiç şüphem yok.

Bahsettiğim sergi 19-21 Eylül arası Karaköy’deki Külah isimli mekanda sanat, müzik, illüstrasyon ve “Yok Öyle Kararlı Şeyler” sevenlerinin ziyaretine açık olacakmış. Umarım bir aksilik çıkmaz da gider, deneyimlerimi sizlerle paylaşırım.

10632755_812123788819422_2277594476120300384_n

Sergi hakkında detaylı bilgi almak isterseniz, grubun Facebook sayfasında açtıkları etkinliği ziyaret edebilirsiniz;

https://www.facebook.com/events/812871255414072/?ref=22

Susuyorum ve Y.ö.k.ş zamanı diyorum;)

MÜZİK KEYİFTİR!

5 Eylül 2014

  24 Ağustos günü mükemmel bir şey oldu; Büyülendim!

Aslında daha önce dinlerken de büyülü bulduğum bir sesti ama bu sesi bir de canlı dinlemek paha biçilemezdi. O zarif ellerin şarkı söylerkenki kendinden geçişleri, o bakışlar, yine o zarif ellerin kanun üzerindeki esrarengiz hareketleri…

Daha önce konserine gidememiş olduğum ayıbını bir kenara koyarsak, bundan sonraki konserlerini kaçırmamaya niyetliyim.

       24 Ağustos günü mükemmel bir şey daha oldu; Aklım fikrim durmadan hayal kurdu!

Yazılan her söz insana sanki ‘kendisi için yazılmış’ hissi veremez. O’nun sözleri veriyor işte.

“Zamanımız boşa gitmesin, konuşmayayım, şarkılara devam edelim.” dedi.

Zaten şarkılarıyla konuşabilen biri o.

Hatta şarkıları ve sivri sözleriyle insanların hayatına dokunabilen biri…

Birsen Tezer & Bülent Ortaçgil 

konserinden bahsediyorum.

birsentezer

Tezer büyüledi beni, Ortaçgil de hayallerimle başbaşa bıraktı diyebilirim.

            Tanıdık ama esrarengiz, farklı ama hayatın içinden olan duyguların yarattığı ses tınılarından, notalardan ve şarkı sözlerinden bahsediyorum…

Doğrusunu söylemek gerekirse zırt pırt telefonumu çıkarıp videolar, fotoğraflar, selfieler çekmeyeyim dedim ama bir şekilde bir iki anı da ölümsüzleştirmezsem, içim rahat etmeyecekti.

Şöyle yaptım; bir iki fotoğraf,  bir iki de video çekme hakkı verdim kendime.

O kadar da bencil değilim yani 😉

Akıllı telefonumun bana verdiği mütevazi kaliteye dayanarak yukarıda sizlerle paylaştım o iki videoyu 😉

(Ben kameraman değilim. Elim titredi, kolum yoruldu ama yılmadan çektim işte…

Demem o ki çekim konusunda eleştiri kabul etmiyorum;))

 

 

THIS IS JUST SO SMART / İŞTE BU ÇOK ZEKİCE!

4 Eylül 2014

IKEA Singapur,  2015 kataloğu için hazırlamış olduğu yeni virali ile tüm dikkatleri üzerine çekti.

Apple’a adeta meydan okuyan “Bookbook” isimli bu katalog ile bir çok kolaylık elde ediyorsunuz;

  • Bookbook’un bir güç kablosu yok ve bataryası da sonsuz.
  • Bookbook’la hangi uygulamayı indirmeliyim diye kafa patlatmanıza gerek yok, çünkü Bookbook’ta tüm içerik önceden indirilmiş olacak.
  • Bookbook’un sayfalarını istediğiniz hızla kaydırabilirsiniz (öhöm öhömm, pardon çevirebilirsiniz), herhangi bir bekleme veya sayfada takılma olmayacaktır.
  • Şifre ile güvenlik sağlamaya gerek yok, sadece “Afedersiniz, bu benim!” demeniz yeterli.
  • Bookbook’un bir paylaşım butonu da yok, hoşunuza giden şeyleri işaretleyip, kolayca başkasıyla elden paylaşabilirsiniz.
  • Kataloğa ulaşmak ücretsiz. Posta kutunuzu kontrol etmeniz gerekiyor o kadar. Eğer orada değilse, kendinizi bir IKEA mağazasına götürerek, Bookbook’a oradan da ulaşabilirsiniz.

elikea

Dergi, gazete, roman gibi yazılı mecraları online platformlardan okumayı değil, elinde tutarak, sayfalarını karıştırıp, dokusunu hissederek ve kokusunu duyumsayarak okumayı tercih edenleri heyecanlandıran bir reklam olmuş.

“Eldeki sıradan kaynaklarla, yüksek teknolojiyi nasıl ekarte edersiniz” e güzel bir örnek.

Zekice!

“THE WORLD IS SUCH BECAUSE YOU ARE SUCH / DÜNYA BÖYLEDİR; ÇÜNKÜ SEN BÖYLESİN” >TANRILAR OKULU

1 Eylül 2014

tanrılarokulu

“Nothing is external!… Dışında olan hiç bir şey yok! Buna rağmen sen hala güveni başkalarının gözlerinde, mutluluğunu ve gerekli çözümleri yine seninle aynı hastalığı çeken bir dünyada arıyorsun. Dünya senin tenindir. Dünya sensin! Sen her zaman ve sadece kendinle karşılaşıyorsun.”

“Ya diğerleri?” dedim.

“Diğerleri ‘senin dışındaki’  sendir! Onlar senin zamana yayılmış parçalarındır. Bütünden ayrılmış Oluş’un yansımalarıdır…”

“Unutma ki dünya ve insanlar, bizim gerçekte ne olduğumuzun en yalın, en samimi ve en dürüst ifadesidir.

The world is such because you are such.

Dünya böyledir; çünkü sen böylesin.

Yani dünya böyle olduğundan sen böyle değilsin.”

Tanrılar Okulu, Stefano D’Anna

2014 yazının başlarında alıp kütüphaneme kazandırmıştım Stefano D’Anna’nın yazmış olduğu  “Tanrılar Okulu”nu.

Kitapta, yazarın dünya üzerindeki en korkunç hastalık olarak adlandırmış olduğu, ‘insanlığın olumsuz hislerini ve düşüncelerini’ sorgulayan, ön yargıların ve batıl inançların, kısacası olumsuz bakış açılarının değişmesi gerektiğini vurgulayan her sayfa, insanın bireysel değişimine bir adım daha yakından bakabildiği bölümler içeriyor. Öyle ki, okuduğum tek bir cümle bile bazen beni saatlerce üzerinde düşünmeye sevk ediyor. Açıkçası, elinize aldığınız anda bir çırpıda bitireceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorsanız, kesinlikle söyleyebilirim ki yanılıyorsunuz.

Şuna da bir açıklık getirelim; her sürükleyici olmayan kitap veya roman, kötü veya sıkıcı değildir. Tabi karşılaşmayınca anlamıyorsunuz:)

2 ay geçti ben hala başta okuduğum sayfalara geri dönüp dönüp, yeniden düşünüyorum.

Ansiklopedi gibi anlayacağınız..

Alın, rafınızda bulunsun; bulunsun ama okunsun;)

Benliğinizden saptığınızı, olumsuzluğa doğru yol aldığınızı, çare bulamadığınızı hissettiğinizde, açın sayfaları okumaya başlayın.

Kendinize şimdiye kadar itiraf edemeyeceğiniz şeyleri, yine kendinizden duyacağınız, şeffaf bir maceraya koyulun….


 

 

 

 

 

;)

1 Eylül 2014

 

clarkkent

 

5 Ekim, Antalya doğumluyum.

Lise eğitimimi bitirmeme az kalmışken, “İleride ne olacaksın?” sorularına henüz ciddi ve net bir cevap veremediğim için, üniversitede ne okuyacağımı değil, üniversiteyi nerede okuyacağımı düşünmeye başladım. Çok uzun sürmedi ve İstanbul’da karar kıldım. Durum buyken, pek istekli olmasam da İngilizce bölüm iyidir, İşletmenin de yelpazesi geniştir sözlerine kulak asıp, Özyeğin Üniversitesi, İşletme bölümüne kaydımı yaptırdım. Pişman mıyım? Evet! Ama zaman bu, geri dönmüyor, farkına varmazsanız şimdiki zamanı da alıp götürüyor.

Ne diyorduk? Hakkımda;

Zannediyorum yazı yazmaya 9 yaşımda tuttuğum, yaprakları gül kokan, gayet romantik bir günlükle başladım. Sonraları, uyak çerçevesi içerisinde bir şeyler yazabildiğimi keşfedince de ilk şiirimi ortaya çıkardım; “BALIKLAR”

Tamam belki pek iç açıcı bir deneme değildi ama bence başlangıç için hiç de fena sayılmazdı. Şiirler şiirleri, saçma uyaklar, garip cümleleri kovalarken ben birazcık büyüdüm ve liseyi bitirene kadar da herhalde 4-5 tane günlük eskittim. Üniversitenin ilk senesi, İngilizce Hazırlık Eğitimiyle boğuşurken, çok çalışıp kendimi zorluyor olmama rağmen, son kura geçerken kaldım. Dolayısıyla hazırlık eğitimim bir yarı dönem daha uzadı. Orada gireceğim sınavı geçip geçemeyeceğimden emin olmadan risk aldım, kaydımı dondurdum ve İngiltere’ye 4 aylık bir dil eğitimine gittim. İşte o 2011 senesinin sonbaharında (İngiltere’nin kasvetli havasında), Londra’nın boğucu bir şehir olduğunu söyleyen bir çok kişinin aksine, kendimi farklı ve iyi hissederken, yazı yazma ve başkalarıyla paylaşma isteğimin arttığını fark ettim. Bir blog açmaya karar verdim. O zamanlar teknolojiyle aram pek haşır neşir değildi (hoş şimdi de mükemmel olduğu söylenemez ya!). Bu yüzden de sade, basit bir blogun işimi görebileceğini düşündüm.

Sorgusuz-Sual(siz) de böyle ortaya çıktı > ygmrsmsk.blogspot.com

Bir kaç sene boyunca belirli aralıklarla bloguma, duygularımı, düşüncelerimi, kısa hikayelerimi, şiirlerimi, kısacası  benim kalemime ait olan her şeyi, tüm samimiyetimle yazdım. Hatta bir ara, üniversitemizin radyosunu kurduğumuz sıralarda, blogumun ismini radyo programı ismim olarak kullanıp paylaşımlarıma orada da devam ettim.

Üniversite eğitimimin sonuna geldim şimdi ( “Üniversite Şöyle Bir Şey” > http://yagmursimsek.com.tr/?p=915 ) ve hep ileride ne olacağıma dair karışık görünen kafam, en azından ne olmak istemediğimin farkına vardı; Ben bir finansçı olamam ya da muhasebeci; bankacı olabileceğimi düşünmüyorum, ya da bir operasyon müdürü. Yazmalıyım ben. Aklıma geleni, yaşadığım veya kafamda kurduğum bir hikayeyi, hayatımı, dostlarımı, aşklarımı, arkadaşlıklarımı… Paylaşmalıyım gözlemlediğim ve tanık olduğum hayatları, olayları, günleri, ayları, duyguları, şarkıları, sesleri…

Her zaman kesin ve net değilim,

Arada gel gitliyim,

Bazen çok duygusalım ismim gereği,

Bazense soğuk, donuk ve agresifim.

Biraz kırgınlık var yaşamımda,

Biraz mutluluk ve huzur diğer yanda.

Yapım gereği biraz samimiyim,

Lakin ciddiye alınmıyorsam da sinirlenirim.

Yeri gelir saatlerce dinlerim,

Yeri gelir sıkılır, çıkar giderim.

Gün olur birileri için canımı dişime takarım,

Sonra her şey koca bir saçmalıkmış onu anlarım.

Hayal kurarım, gerçeği yaşarım,

Hayal kurarım yazarım.

Zaman zaman her şey istediğim gibi olsun derim,

Sonra bu yüzden kendimi eleştiririm.

Çünkü herkes gibi ben de biraz bencilim.

Güçlü bir kızım ama işte bundan da çok emin değilim.

Kendimi tanırım, bilirim,

Kaçarsa bir kere, bir daha olmaz hevesim.

Sabırsızım, bazen de deliyim.

Ne yapayım elimden gelenin en iyisini yapıyorum diyelim

Anlayacağınız, Nil’in de bir şarkısında dediği gibi,

Ne Clark Kent’im, ne Superman’im 😉

 

Yağmur ŞİMŞEK