Monthly Archives

Haziran 2014

Jezabel… Jezz…

27 Haziran 2014
https://soundcloud.com/ya-mur-im-ek/jezabeljezz

“İstersem geri dönerim” diye diye gitti Jezabel…

(ona arkadaşları arasında kısaca Jezz derler)

Tabi ya, onu istemeyeceklerdi de kimi isteyeceklerdi insanlar

Kendimi bildim bileli böyle bir kibir görmedim ben

Böyle hırs, böyle şiddetli bir ihtiras.

İndirdi yere, ne var ne yoksa evin içerisinde …

İndirdiği yetmiyormuş gibi, hakaretler yağdırdı hem de.

Bense sustum…

Ne yapılabilirdi ki konuşulamayan bir sevgi için ..

Öyle agresif olduğuna, öfke nöbetleri geçirdiğine hiç bakmıyorum şahsen.

Biliyorum çünkü, ben de onun kalbindeyim için için.

Ama oluru yok bu işin.

O öyle zannediyor

Bana da bazen öyle geliyor.

Ateşle baruttan ziyade

Kerevizle karnabahar gibiyiz biz;

Yenmesek de olur yani…

Aslında ben ikisini de çok severim de, o “ben sevmem” diye diye gitti.

Hava da soğuk gibiydi, deli gibi de rüzgarlı.

Kendi esintisini de ekleyip toz oldu şimdi.

Almıştır umarım atkısını ve beresini.

Ayağında çizme vardı gördüm, iyi bari…

Ama böyle fevrilik, böyle intikam görmedim ben

İyice ezerek söndürdü zaten hiç yakılmamış bir ilişkiyi.

Off be Jezz.

Ben sana ne yaptım ki?

Ne yaptıysak birlikte yapmamış mıydık sanki?

Ancak bu kadar olabilirdi bir iftira hali.

O hafif çocuksu, dalgalı, çikolata rengi saçlarından mı yoksa bu güven?

Yoksa sen konuşmazdın öyle ne dediğini bilmez gibi

Sahi, duyuyor mu kulakların, ağzının ne dediğini?

“Belki de izim kaybolur ” diye diye gitti Jezz…

Arkasına bakmaya bakmaya,

Bir açıklama yapmaya yapmaya gitti.

Ekmek kırıntılarını yoluna işaret bırakmaya bırakmaya gitti.

Biliyordu çünkü, bizim sevgimiz biraz garipti

ve

İsterse geri dönebilirdi ….

(Işıklar kapanır, 3erli gruplar halinde dansçı ve oyuncular sahneye girerler ,

ve ellerinde ayna tutarak şarkı söylemeye başlarlar.

Arkada orkestra olmalıdır.

Şaşalı, gürültülü, emir veren şekilde davul vuruşları…)

—————————————————

Bak Jezabel aynada gördüğünle aynı değilsin.
Çokça zaman gergin ve  biraz da öfkelisin.
Ne yaptıysam söyle ya da söyleme,
Sen bilirsin en iyisini sen bilirsin,
Ama bak Jezz, bir an önce dönmelisin.

 

Sanki ben de çok meraklıydım konuşmaya,
Çok meraklıydım içimi döküp anlatmaya…

 

Karnabaharla kereviz, bu muyuz, biz neyiz?
Aşkından ölsem bile
Gidiyorsan Jezz gideriz…
Bitti diyorsan biteriz

ANADOLU YAKASI’NDA SEMPATİK BİR GÜNDÜ :)

26 Haziran 2014

25 Haziran 2014

Bu aralar biraz boş takılmaya çalışıyorum aslında. Finallerim bitmiş, stajlarımdan biri tamamlanmış, yaz tatili başlamışken, boş durmaya alışık olmayan bünyeme “Hiç bir şey yapma, biraz kafanı dinle!” diyorum ama tabi yine başarılı olamıyorum malesef. Ufak çaplı işler, planlar ve organizasyonlar yine mevcut.
Şikayetçi iyim? Hayır asla;)

Screen Shot 2014-08-22 at 2.13.36 PM“Radyo programı yapamasak da, blogumuzda paylaşırız.” diyerek yaptığımız, kendi kendini geliştiren müzikli paylaşımlarımıza devam ediyoruz.

Çarşamba sabahı önceden sözleştiğim  dert ve eğlence ortaklarımdan biri olan Ayberk ile buluşmaya giderken, Kadıköy’de her zamanki durağımda durdum ve vitamin depoladım.

Kulağımda Waldeck- Memories çalıyordu.

Greyfurt+portakal karışımımı bir kaç yudumda bitirip şarkı eşliğinde yoluma devam ettim.

*Waldeck- Memories; http://www.youtube.com/watch?v=zM39EUa1uQk

 


Not: Bu arada greyfurt tüketmeyi seçeceğiniz en yararlı meyvelerden biridir. Acıdır, belki ilk etapta da biraz mide bulandırır ama yağ yaktırıp C vitaminini de arttırır;)

Screen Shot 2014-08-22 at 2.14.05 PMBuluştuktan sonra bir şeyler atıştırıp karnımızı doyurduk ve Kadıköy sokaklarında böyle küçük şirin bir yer bulup, kahve içesimiz geldiğini dillendirdik. Sonuç olarak Barlar Sokağının sonuna geldikten sonra karşımıza çıkan Cuba Coffee Social Club’ta kahvemizi içmeye karar verdik. İsminden de tahmin edileceği gibi, Ayberk Cuba Latte içti, ben de Cuba Americano. Ortaya da bir limonlu cheesecake söyledik. Sohbet, muhabbet derken tabakta ve bardaklarda hiç bir şey bırakmadık. O an fiziksel olarak dinlemiyor olsak da aklıma gelen, kulağımda çalan şarkı

Birdy- Maybe idi;

Hayallerinin bir gün mutlaka gerçekleşeceğine inanmak isteyenlerin şarkısı. Bir gün eski günlere bakıp da gülümseyebileceği şeyler yaşamak için çabalayan dostlukların, arkadaşlıkların ve aşkların şarkısı.

*Birdy- Maybe; http://www.youtube.com/watch?v=sBpsuRKT4hc

 

 

Screen Shot 2014-08-22 at 2.13.46 PM

 

 

Not:

Bu arada kahvelerin lezzeti fena değildi ama öyle aman aman da bir tadı yoktu.

Diyeceğim o ki isme aldanmamak gerek, ama önemlidir risk alıp denemek;)

 

 

Günlük kahve krizim gelmeden ucuz kurtardığımız bir kahve seansından sonra Bostancı sarı dolmuşlarına atlayıp Caddebostan Sahilinin yolunu tuttuk. Kim demiş Anadolu Yakası’nda hayat yok diye?  İsteyince öyle güzel ve dinlendirici şeyler yaparsınız ki o cümleleri geri yutmak zorunda kalırsınız;)

Biz hazırlıklı gitmiştik. Sürekli bu keyfe erişebilen insanlar olmadığımızdan bizde öyle kolay açılır sandalye mandalye yoktu ama havlularımız ne güne duruyordu:) Giderken yanımıza almıştık zaten havlularımızı ve tabi ki kitaplarımızı. Haftaiçi olduğu için sakin bir gün gibiydi sahilde. Serdik havluları ve açtık keyif biralarını (evet alkole karşı değilim dozunda alındığı sürece;))

Tabi o sıralarda benim aklımda yine bir şarkı dolanıyordu; Vance Joy- Riptide

Ne bileyim hoşuma gitmişti şarkı, ilk dinlediğim zaman da İngiltere’de tarzını çok sevdiğim bir sokaktaki, rastgele girdiğim bir pubta çalıyordu. İyi ki “Shazam” diye bir uygulama vardı ve iyi ki telefonum akıllıydı da şarkının ismini bulabilmiştim / anılarımı şarkıyla sabitleyebilmiştim:)

*Vance Joy- Riptide; http://www.youtube.com/watch?v=uJ_1HMAGb4k

Not:

Evet ara ara İngilizce gramerimi tazelemek için İngilizce roman okumaya çalışıyorum, aslında pek de zevk almıyorum ama bilgileri bir şekilde güncel tutmak gerek:)

Ayrıca evet ayaklarımın numarası 39 filan hatta bazen 40 bile giyebiliyorum:)

Screen Shot 2014-08-22 at 2.14.51 PM

Yanımızda getirdiğimiz kitaplarımızı okurken Ayberk’in okuduğu kitaptan

bir bölüm dikkatini çekince bana da okuttu ve o kitabı bitirdiği zaman,

tamamını da okumaya karar verdim.

 İşte küçük bir kesit;

  Tamam, bundan sonra bir şeyi öğrenmek istediğin zaman balıklama dalacaksın.”

  Brida bu dersi çabucak unutmuştu. Daha yirmibir yaşında olsa da pek çok şeye heveslenmiş, ama hızla başladığı her hevesten aynı hızla vazgeçmişti. Zorluklardan korkmazdı, onu ürküten belirli bir yolu seçmeye zorlanmaktı. 

   Bir yol seçmek demek, öteki yolları deneme fırsatlarını kaçırmak demekti. Önünde koca bir hayat vardı ve ilerde şimdi yaptığı seçimlere pişman olabileceğini düşünüyordu.

“Kendimi bir şeye mahkum etmekten korkuyorum.” diye düşünüyordu. Olabilecek bütün yolları denemek istiyor, sonunda hiçbirinde yol almıyordu.

                                                     

Screen Shot 2014-08-22 at 2.14.59 PM   Bir kaç saat süren bu dinlendirici ve bir o kadar da dolu dolu geçen Caddebostan keyfimizden sonra kapanış kahvelerimizi içip evlerimizin yolunu tutmaya karar verdik. Bu sefer bilindik bir tat için  Barlar Sokağının yukarısına çıkarken sol taraftaki yeni açılan Starbucks’ta oturduk. Türk kahvelerimizi söyledik. Umut hiç bir zaman tükenmez, şansın da nereden geleceği belli olmaz deyip, fincanlarımızı kapattık ve günü sonlandırdık.

Sevdiğiniz bir dostla paylaştığınız gün sizi enerjik kılar; zamana ve hayata daha da bağlar :)


Günün sonunda, 25 Haziran Çarşamba gecesinin şarkısı ise bu aralar benim favorilerimden biriydi;

     Dinlediğiniz için kendinizi şanslı sayabileceğiniz türden.

     Hani o sesin tınısını kulağınızda hissettiğiniz zaman, bambaşka dünyalara gidebileceğiniz türden.

           *Esther Phillips – Try Me; http://www.youtube.com/watch?v=2ezNKVfpBZU

Şarkılarımı, hikayelerimi, düşüncelerimi paylaştım yine.

Umarım linklere tıkladığınıza pişman olmamışsınızdır;)

Her türlü soru, yorum, paylaşım veya öneri için mail adresim;

ygmrsmsk@gmail.com

Hoş kalın:)

İŞTE ŞİMDİ ORTAMIMIZDAN BAZI ALAKASIZ GÖRÜNTÜLER

Screen Shot 2014-08-22 at 2.14.30 PM

Screen Shot 2014-08-22 at 2.15.07 PM

Screen Shot 2014-08-22 at 2.14.43 PM

NASIL KEYİFLER?

23 Haziran 2014

radioo  Keyifli akşamlar/sabahlar sevgili Sorgusuz-Sual(siz) takipçileri,

(hayır belki de işe gittiğiniz için erken yatıp bu muhteşem blog yazısını kaçırmışsınızdır, sabah fark etmişsinizdir ve okumak istemişsinizdir, olamaz mı, olabilir, işte o yüzden “sabahlar” kelimesini de ekledim ki kendinizi konu dışında hissetmeyin:)) 

Bildiğiniz üzere, Radyo Özü’deki yayınlarıma dünyamın bir kaç parçaya bölünmesiyle biraz ara vermiştim. (Bunlar temel olarak 3’e ayrılıyor; Staj, üniversitenin sınavları, özel hayat <bu da kendi arasında 4’e ayrılıyor; aile, dostluklar, arkadaşlıklar ve aşk.) Ardından yakın bir zamanda Instagram üzerinden paylaştığım bir video aracılığıyla da radyomuzdaki teknik aksaklıklar hakkında kesin bir ilerleme olmasa bile sizlerle bir şekilde paylaşımda bulunabileceğimi beyan etmiştim.

Her neyse, uzun lafın kısası (ki bu benim blog sayfamda hiç olmayacak biliyorsunuz, hadi yine bir umut:)) önümüzdeki iki üç ay hakkında bazı fikirlerim olsa da kesinleşmeden paylaşmak istemediğim gibi sizlerle ayrı düşmek de istemedim. Çünkü paylaşmayı seven bir insanım (yalnızlığımı pek olmasa da;)

Şarkıları, duyguları, düşünceleri paylaşmak bana hep büyük bir mutluluk ve yaşama sevinci veriyor. Çünkü her defasında yeni bir şey öğreniyorsunuz paylaştığınız kişiden; paylaşan kişi siz olsanız da!

 

Benim bir sürü hikayem var, dolayısıyla şarkıların da bende bir sürü hikayesi var…

Dinlediğim an, içinde bulunduğum durum, hissettiğim duygular sayesinde binlerce farklı hikaye.

 

Mesela şu şarkıyı dinlerken Çeşme’ye gidiyorduk ve inanılmaz bir şekilde yağmur yağıyordu.

“Şu Şarkı”/ Jane Birkin-Living in Limbo ;

 http://www.youtube.com/watch?v=tIFtUOzw6GM 

 

Saat 3 mü 4 mü neydi ve ben biraz uyuyup uyanmıştım arabada. Belirsizlikler içinde yaşayan, yanına ne aldığını veya aldıklarını nerede bırakacağını bilemeyen, son durağın neresi olacağını göremeyen insanların şarkısıydı o an benim için “şu şarkı”.

 

Mesela bir gün bir şeyler oldu ve ben sırılsıklam ıslandım.

Arkadaşımın beni bıraktığı yerden metrobüs durağına yürüdüğüm an hızlanan yağmur, benim elimde olmadan kendimi koruma çabalarımı, üzerimdeki trençkotumu, kot pantolonumu, beyaz bluzumu, kolyemi, çantamı, çantamın içindeki bir adet Arzum Uzun kitabını, akbilimi, saçlarımı, yüzümü, sivilcelerimi kapatmak için sürdüğüm fondotenimi acımadan ıslattı, aslında yıkadı. Yetmiyormuş gibi o günün garipliğinin farkında olmadan giydiğim babetlerimi sanki denize, deniz ayakkabısıyla girip çıkmışımcasına suyun içine soktu çıkardı. Sonra ne mi oldu? Metrobüse bindim. Nedense herkes kuru, bir ben o sıralarda yakalandığım için bu dengesiz yağmura, sırılsıklam. Şıp şıp su akıyordu durduğum yerden. Hani şu “from where I stand” fotoğrafları var ya sosyal medyada paylaşılan, ben öyle bir şey paylaşsaydım o anda, kendinizi tatlı su akıntısında bulurdunuz herhalde. Neyse ki yol çok uzun değildi. Altunizade durağında inip, artık ıslandığıma göre çok da acele etmeden yürümeye başladım. Yağmur hala yağıyordu ve en irite olduğum cümleleri duydum yine; “Yağmura şemsiye, yağmura şemsiye…” Yok ya? Hem vücudumun her zerresine kadar ıslanmıştım, hem de 5 lira verip kıytırık bir şemsiye alacaktım öyle mi? ‘Yemezler’ dercesine bir bakış attım amcaya. Altunizade metrobüsün o uzun parkurunu tamamladıktan sonra artık 10 dklık yol için minibüse binmeye hazırdım. Minibüs şoförü beni taaa ileriden görüp halime acıyıp bekledi. Bindiğim an herkes benden kuruydu ve adam yine halime acıyıp “Kaloriferi açayım mı?” dedi. Yok, dedim ineceğim şimdi.. İndim…

Apartmanın önünde şıkır şıkır giyinmiş, elit bir kadın taksi bekliyordu ve tabi ki elinde şemsiyesi vardı. Beni görmemekte ısrar edip her adımımda arkaya bir adım daha atıp benim apartman girişine giden yolumu kapayınca, “Afedersiniz ama isterseniz geçeyim yoksa size sürtünüp geçmek durumunda kalacağım ve bu sizin için kötü olabilir, malum.” dedim üzerimi göstererek. Kadın güldü “Ay pardon görmemişim.” Neyse evime girdim. Bütün kıyafetlerimi çıkardım ve yakın arkadaşlarımdan birine “Acaba duş almadan sadece kurulansam ertesi gün hasta olur muyum?” diye sordum, “Yok bence olmazsın.” dedi ve kız dayanışmasını bir kez daha yaşayıp rahat mı rahat koltuklarıma oturdum. Kahvemi koydum, battaniyemi çektim ve müzik açtım. İlk çıkan şarkı da buydu;

 

“Bu şarkı”/Norah Jones-Young Blood; 

http://www.youtube.com/watch?v=3WVH8kxF7cI

 

 

 

Bugünlük paylaşımımızın sonuna geldik sevgili Sorgusuz-Sual(siz) dinleyicileri.

Umarım size güzel zaman geçirtebilmişimdir ve umarım paylaştığım bu iki şarkıyı seversiniz, hatta sizin de birbirinden güzel anılarınız olur ve benimle paylaşırsınız:)

Mail adresim: ygmrsmsk@gmail.com

 

Paylaşımlarınızı bekliyor olacağım.

İyi geceler/günler;)

 

 

 

 

 

 

Bkz. Abartıyoruz:(

20 Haziran 2014

O kadar çok abartıyoruz ki artık şu sosyal medyada paylaşım işini, şimdilerde deyimleri bile değiştirebilecek kıvama geldik sevgili arkadaşlarım.

Öyle ki  “Su içsem yarıyor.” deyimini, “Su içsem sosyal medyada paylaşasım geliyor.” cümlesiyle değiş tokuş edecek gibi bir tavrımız var.

Geçenlerde Linkedin’de gördüğüm bir paylaşım da buna cuk diye oturuyor;

incaseoffire

 

 

Haydi kalın sağlıcakla;)