Monthly Archives

Eylül 2012

Su ile Sarp Bir Gün Kahve İçerler…

16 Eylül 2012

Oğlan, “Bence bir kahve icelim.” dedi.
Kızın kahveye bayıldığını bildiğinden.
Kız oralı olmadı. Sessizliğini korudu.
Sonra oğlan iki kahve söyledi.
Kız atıldı hemen, “Sütsüz” dedi.
Sonra  yine sus pustu ikisinin de gözleri.
Oğlan içinden “Elini tutmaya çalışsam, yani elini tutsam, o tutmak ister mi?” diye geçirmekteydi o sıra.
Ama cesaret edemedi.
Kız ellerini hiç sevmezdi zaten.
Oğlan için o ellerin Su’ya ait olması yeterliydi.
Sonra kahveleri geldi.
Sütsüz olanı çekti kız önüne.
Bir yudum aldı. Oğlan da öyle.
Sonra oğlan nedendir, cesaretlendi bir an.
Bir fotoğraf çıkardı, “Tam 10 sene olmuş Su bak!Ne tatlı gülmüşsün o zamanlar.”
Susmadı sonra oğlan.
“Neden bugünü seçtik yeniden görüşebilmek için.
İçim acıyor.
Aslında hep benimleydin, hayallerimde benimdin..
Nerelere, nasıl gittin, yok hiç bir fikrim.
Sahi neredeydin Su,
Nerelerde yedin yemeğini, aldın uykunu?”
Su, kafasını kaldırıp gözlerinin içine baktı Sarp’ın…
Bir süre birbirlerine bakakaldılar.
“Öyle olması gerekiyordu.” dedi.
“Ben kendimi bulamıyordum bir şekilde ve seni o kaosa sürükleyemezdim.
Belki seninle tamamlanabilirdim ama seni buna alet edemezdim.
Gittim Sarp, çok uzaklara gittim..
Her geçen gün aklımdaydın, sözlerin hep aklımda…
Sesin kulağımda, dokunuşların yanağımda…
Ben de kolayca dönüp gidemedim aslında.
Ne zaman uykuya dalacak olsam, oturup sana anlatmaya çalıştım hep…
Her şeyi, sebeplerimi, hayatımı, karışıklığımı.
Hep anlattım..
Duymasan da hissedersin, anlarsın sandım.
Çünkü aramızdaki bağa hep inandım ben..
İnanmasam, inanmasak şu an karşımda oturuyor olmazdın zaten.”
Sarp tıkandı bir süre, bir şey diyemedi…
Bunca yılın Su olmadan geçmiş olması onu çıldırtıyor gibiydi…
Ve bundan sonrasında da Su ile beraber geçmeyecekti, bir şekilde emindi.
Öyle ya, elini tutacak cesarete bile sahip değildi ki…
Yalnız anlamadığı bir şeyler vardı.
Su neden hayatını  10 yıl önce karar verdiği gibi yaşamak istemişti.
Sebepsiz, yersiz, dengesiz bir fırtınaya sürüklenip gitmişti.
Kendine gelebilmiş miydi?
Zannetmiyordu Sarp.
Ne acıydı.
Lezzetli bir yemek olduğunu bile bile bir lokma bile tadamamışlardı birbirlerinin hayatlarından.
Belki her şeyi tüketip mahvetme korkusundan,
Belki de aradıkları kişiyi çok erken bulduklarını sanma kaygısından.
Açıkçası ikisi de farkındaydı her şeyin
Aynı şarkıyı dinlemek zorunda değildi ikisi de
Müzik dinlemeyi sevsinler yeterdi…
O sütlü, Su sütsüz içseydi ama karşılıklı oturup kahve içebilsinlerdi…
Ne olursa olsundu da yeter ki o gün Su, o uçak biletini almasaydı…
Sarp’ın aklından bunlar geçerken Su’yun düşünceleri de ona ortak olmuştu..
Sonra S ,  Sarp’ın yanağına dokundu..
“Sen o lezzetli yemeği yerken hayatına ortak olabilmeyi isterdim; eğer hala elimde olsaydı sevgilim…”
Sonra Su döndü arkasını ve gitti…
Sarp öylece kalakaldı…
Romanında boş bulduğu bir sayfaya şu satırları yazdı…

       “Hala aklımda…
        Gidip geldim aslında.
        Sormalı mı sormamalı mı,
        Yanmalı mı , durulmalı mı artık sonunda…

        Tutmayayım artık ben, sen ateşe tut ellerini
        Çünkü o senin gibi..
        Seni böyle hissediyorum şimdi.
        Işıldıyor gibisin bir taraftan
        Ama bir taraftan da düşünceli..
        Ateşin havası farklıdır.
        Bazen de bencil ve kibirli…
        Gözlerine ulaşabilirim sanmıştım belki ama
        O da artık  sınırlı, mesafeli.

         Merak ediyorum.
         Hala da savaş veriyorum.
         Sormalı mı sormamalı mı diye asıl gerekeni.
         Aslında beni yakan şarkının sözleri.
         Dün nasılız derken
         Bugün nasıl dibe sürükledi bizi..
         Hele elime şu kalemi aldığımdan beri…
         Gerçekten zor…

         Bak getir ellerini,
         Kapa gözlerini,
         Kokla denizi
         Bunu bensiz de yapabilirsin.
         Ben sensiz de yapabilirim belki
         Boş ver beni.
         Ama dinle bir kere kendini
        Mesela kalbini, düşüncelerini kendi nefesini..
        Bilmem gerçi doğruyu söylerler mi…
        Sonra kaldır başını,
        Denize bak tekrar.
        Farklı görmeye çalış bir kere de martıları ve adaları.
        Sor..
        Bir bilene sor.
        Ya da bildiğini sanan
        Ama aslında bildiğiyle, hiç bir halta yardımcı olamayan birine sor.
        Çözüm bul kendine, gerçi bilemiyorum hala gerekli mi bu bize..

        Dünyamdan kime ne.
        Ben şimdi oturmuş sana hayattan, huzurdan, aşktan dem vuruyorum.
        Sen beni duyar anlarsın sanıyorum.
        Halbuki sana  ne….
        Uğraşmışım bunca zaman
        Sen gitmişsin nafile….
        Sahi nerelere kayboldun Su.
        Ben artık geldin zannederken,
        Ellerine tam dokunabilecekken,
        Gözlerimle bile sevip koklarken
        Bu sırtımı dayadığım taşın mantığı ne.
        Bu toprak ne Su,
        Bu çiçekler, çimenler…
        Mutlusun herhalde,
        Sadece hep istediğin gibi bir rüyasın artık…
        Belki de biz gerek yokken çok uğraştık…”

Satırın sonuna gelip, ellerinden yardım alarak ayağa kalktı Sarp.
O an oracıkta bir karar verdi.
Ya bundan sonra Su’yun mezarıyla, onun rüyasıyla yaşayacaktı
Ya da hayatına yepyeni bir başlangıç daha yapacaktı.
Tek niyeti bu hayalden biraz uzaklaşmaktı.
Bundan tam 10 yıl önce Su’yun yaptığı gibi derhal biletini aldı,
İçtikleri kahvenin hatırına da, bir 40 yıl daha rüyadan uyanmama kararı….