Browsing Category

Genel

Yetişemeyeceksin…

28 Nisan 2017
Amsterdam'da sıradan bir yemek odası...

                                               Amsterdam’da sıradan bir yemek odası…

 

Yetişemeyeceksin…

Olacak aklında hep bir şeyler.

Şunu da unutmayayayım diyeceksin

Notlar alacaksın, faydası yok..

Koşacaksın ama alacağın yol çok…

Pes edeceksin..

Gidip bir ağacın gölgesinde oturup, işte hayat bu diyeceksin.

Sonra o da yetmeyecek sana.

Çünkü başını yukarıya kaldırdığın an uçsuz bucaksız bir dünya göreceksin

Ulaşmak isteyeceksin.

Ellerin ve kalbin sana destek olacak, kalkacaksın bir kuvvet.

Başka sokakları görmek için gücüne güç katmaya devam edeceksin.

Yürüdüğün dar bir sokakta bir evin penceresinden başka bir hayata konuk olacaksın.

Bir kaç saniyeliğine de olsa yeni insanlar tanıyacak,

Belki de hiç içinde bulunamayacağın bir hikayeden bölümler okuyacaksın.

Kaçıracaksın hemen gözünü;

Kendini kendine; onların özeline ihanet etmiş gibi hissedecek, geri çekileceksin.

Her horoz kendi çöplüğünde ötsün hesabı,

Senin çöplüğün neresi olacak, onu aramaya devam edeceksin.

Bileceksin ki başkasının işine yaramayan herhangi bir bölüm,

Senin yeni izlemeye başladığın bir film olabilir.

Dolayısıyla merak edeceksin.

Keşfetmek için garip bir arzu hissedeceksin;

Tıpkı yeni tattığın bir yemeğin içinde neler olduğunu tahmin etmeye çalışırken olduğu gibi.

Her gördüğüne bunu anlatmaya çalışacak,

Daha fazlasını görmeleri gerektiğini,

Daha geniş pencereden bakarlarsa kendileri için iyi olabileceğini vurgulayacak,

Olmazsa da çok zorlamayacaksın.

Görmek istemeyene ışık olmayacaksın.

Sonra geride kalanlar sana yetişeyemeyecek.

Onların da aklında olacak hep bir şeyler.

Şunu da unutmayayayım, yapayım diyecekler,

Kenara yazacaklar faydası yok.

Koşacaklar lakin bakacaklar ki arayı açan çok

Pes edecekler….

-Son-

 

 

 

ikibinonaltı

31 Aralık 2016

IMG_2017

Emin olamadık bir türlü.

Olan biten öyle bir kesişmişti ki bir noktada; bulutların üzerinde miydik, denizin dibinde miydik anlayamadık bu sene… Zor zamanlardı; Daha önce de yazdığım gibi, Dar Zamanlardı….

Garipçe gelip geçti bu yıl;

Hayatlarımızı değiştirdik, bazı hayatları kazandık, çokça hayatları kaybettik…

Kendimizi sadeleştirdik; Zor oldu alışkanlıklarımızdan vazgeçmek ama zorladık, sabrettik, küçük şeylerden de mutlu olabilmeyi az da olsa öğrendik.

Sağlık dedik, en önemlisi… Sevgi dedik, en değerlisi..

Saniyelik şansla kaçırdık bazı fırsatları ve yine saniyelik şansla meydan okuduk ölüme…

Mayın Tarlasında geziniyor olsak da bir an bile vazgeçmedik söylediğimiz şarkılardan, okuduğumuz kitaplardan, inandığımız görüşlerden, keşfettiğimiz sokaklardan, attığımız adımlardan ve düşlediğimiz ideal dünyadan.

Yaşadığımız her hayal kırıklığında sevdiklerimize, bizi koşulsuz sevenlere sığındık tüm sene ve bütün kalbimizle…

Akıllara zarar bir yıl oldu ikibinonaltı….

Ben diyeyim kırılma noktasıydı, siz deyin karmançurmandı.

Ama bitti…

Her güzel şeyin sonu olduğu gibi, garip olanlarının da sonu varmış belli!

Bu geceden itibaren, her zaman birbirimize öğütlediğimiz ama bir türlü kendimiz için uygulayamadığımız konuya; geçmişe değil geleceğe odaklanalım derim ben. Geçmiş elbette unutulacak kadar değersiz değildir ancak geleceğimize ışık tutmak, bir şeyleri değiştirmek de bizim elimizdedir.

Güçlü olalım, enerjik olalım, kendi doğrularımızla, olması gerektiğini düşündüklerimizi harmanlayıp bir çözüm yolu bulalım. İnancımızla mantığımızı bir kaseye koyup, küçük baloncuklar çıkarana kadar iyice çırpalım..

Çok duydum bu sene “Hayırlısı buymuş” yorumunu kendim dahil herkesten. Hayatımızda olup biten şeyler tabi ki hayırlısıysa olup bitmişlerdir ama belki bir tık fazla sebebi olabilir. Her olumsuz şeye “Hayırlısı buymuş.” deyip, kestirip atmayalım. Düşünelim, sorgulayalım, iyiye yönelik eleştiriler yapalım. Bir şeyleri nasıl daha iyi hale getirebilirdik, onu tartışalım. 2017’de kolaya kaçmayalım derim ben.

Kill bill 2 filmi çok sevdiğim bir söz ile başlar ;IMG_2034

“Changes depending on who’s telling the story!”

yani muhteşem ve mütercim-tercümanlık okumadığım İngilizcem ile çevirecek olursak;

“Değişkenler, hikayeyi kimin anlattığına bağlıdır./ Hikaye anlatan kişiye göre değişkenlik gösterebilir.”

Ne olursa olsun kendimiz anlatalım kendi hikayemizi. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki hikayeyi yazmakla, yaşamakla kalmıyor insan. Sahip çıkmamız lazım.

“Benim bu; İyisiyle kötüsüyle.” deyip bütün benliğimizle bize ait olanı bizim anlatabiliyor olmamız lazım.

Önce kendimizi eleştiriyor ve yine önce kendimizi ödüllendirebiliyor olmamız lazım. Başka türlüsü zor.

Yere düşen, ellerimize konan her bir kar tanesi yeni bir umut bu gece…

2017 bütün herkese armağan edeceğiyle umutlarla geliyor;

Daha iyi bir dünyaya sahip olmak,

Daha güzel dostluklar kurabilmek,

Maddiyata değil maneviyata değer verebilmek,

Körü körüne inanmak yerine gerçeği görebilmek,

Özgürlüğü kilitlemek yerine, gökyüzüne salabilmek,

Samimiyeti sandıktan çıkarıp,

Vicdanı sol yanımıza koyup,

Marketten dönmesini beklediğimiz sağduyu ile tanıştırıp,

Daha düzgün, mutlu ve huzurlu bireyler olabilmek, mümkün…

Hani bu hayat bizim ya! Sahip çıkabilelim diye binlerce umut dağıtıyor bu gece 2017 bize.. Sımsıkı sarılalım geleceğimize; Hayatımızın ucunu bir bıraktık mı, ipi diğer ucundan yakalayacak çok olur çünkü. Bizim cümlelerimizi başkalarının kurmasına izin vermeyelim!

Bambaşka olsun 2017,

İnanalım, güvenelim, anlayalım, sevelim…

Birbirimize destek olup, yüklendiğimiz acıları hafifletelim..

Arınalım bütün kötülüklerden bu gece,

Hiç olmazsa deneyelim….

Dar zamanlar…

7 Temmuz 2016

IMG_8264

Dar zamanlar bunlar;

Kimsenin kimseye tahammülünün kalmadığı,

Can güvenliğinin kimse için ehemmiyetinin olmadığı,

Kulaklarda hala çaresizliğin çınladığı

Sayısızca durumlar..

Yok zamanlar;

Tuttuğun her nefeste geleceğin,

Hayatına edilen her müdahalede geçmişin,

Aldığın her kararda endişelerin,

Geçirdiğin her saniyede ölüm korkusu ile sınandığın

Saçma sapan dakikalar…

Az zamanlar;

Hiç bir zaman kullanmayı öğrenemediğin,

Herhangi bir şeye de yetiremediğin,

Miniminnacık anlar,

Hep alelacele telaşlar…

Ondan sonra eceline kadar keşfedemeyeceğin yegane duygular,

Tanımanın zevkine varamayacağın şahane insanlar…

Son zamanlarda;

Böyle düşünüyorum işte;

Sen de;

“Yalnız değilsin, kime sorsam böyle!”,

Ben diyeyim;

“N’olursa olsun, başına geleni normalleştirme!”

THE LONDON COFFEE FESTIVAL

11 Nisan 2016

photo

 

I have been following the smell of great coffee and finally found myself at the centre of the coffee land; at the London Coffee Festival!

It was an amazing experience for me, as a coffee enthusiast. The festival was full of workshops, coffee tastings, new friendships, network opportunities, barista competitions (especially Latte Art :)) and so on.

My adventure at the festival started with an excellent Espresso Martini and wonderful DJ Performance at VIP Suite. After I read the event guide and have an overall idea about the event plan, I started coffee tasting; A lot of coffee tasting :) Wish I could say that I stored enough coffee for all week  BUT I could not; COFFEE IS NEVER ENOUGH!

While learning the essentials of coffee making and serving process, I could also have a chance to meet some of coffee shops & brand owners to talk about their business backgrounds as well as their future goals.

It was pretty obvious that most of them were there not only for serving their coffee and raising their brand image but also giving deep knowledge about how to source, to roast and to deliver coffee varieties at the best quality.

Since it’s been a lot going on there, I decided to keep this blog post laconically…

Thanks to the concept was coffee, the ideas were wise and the outcomes were worth to share!

If you’re a person who likes creativity when it turns into meaningful and aesthetic concepts, keep reading my post,  you would probably like what you’ll see 😉

*

 

Let’s start with LA CABRA Coffee Roasters.

Their aim is something known by the coffee experts but has not been applied to coffee industry from most of coffee producers yet; Reaching the purest, cleanest and finest coffee by reflecting sustainability, traceability and a sound production throughout the whole process.

photo

Their motto is clear; BRIGHTER IS BETTER!

You can watch their video on their website and learn more about where the coffee they serve and distribute comes from and learn the amazing path of the roasting process.  They use social media tools actively so that,  you can also follow them on their social media accounts and learn more about their activities, current news as well as you can order their special coffees from their website.

 Click here for their Facebook Page

Click here for their Instagram Account

Click here to learn more about them and watch the amazing video on Home Page 😉

*

What Happens When You Get Inspired from Coffee Beans to Design Accessories? 

KAAWA‘s collection totally amazed me; It was so gorgeous!

As they stated;

Project Kaa-wa connects the world of stories, jewellery illustrations and good coffee.

photo 2 photo 3

Gold has never been seen this much beautiful; At least by me :)

People always ask me why you don’t wear earring or rings often; It just doesn’t come to my mind before I go out. However, I’m pretty sure that I can wear these earrings and rings in every single day WHICH MEANS, I will definitely be following this collection and choose my favourite ones to purchase in next months 😉

You can see their product details by clicking here :)

Congratulations Anna Steinerová; This project was one of my favourite from the festival 😉

*

The Steampunk Coffee Machine by Professor Harris

Well, I must admit that I couldn’t see where was the glass and cold drip coffee first when I looked at this intriguing machine. As you can see, the machine was something you cannot see in a usual day and the process was a bit different, than ordering a coffee early in the morning when you are on your way to work. While I was sipping my cold trip coffee, I also enjoyed watching the coffee scenes from different movies; That was the creative part as well :)
12931183_1680869012162463_3924645563689152716_n 12963632_1680869015495796_4489535817074746384_n

 photo 1

You can find the Facebook page, belongs to the machine from here

It has Instagram account too 😉

*

OPTIAT!

You should meet the World’s first and only sustainable coffee scrubs. 

By using recycled coffee grounds, they aim to minimise waste and to prevent coffee getting sent to landfill.

Personally, I do not use too much chemicals on my skin and because of this, coffee scrubs seem as a good choice for me considering my daily habits which are drinking coffee and keeping my chemical usage at the lowest level 😉 I had a chance to try Optiat on my left hand at the festival and I could easily feel the difference between my left and right hands.

photo 3 photo 4

I will try to use it on my hand on a regular basis and hopefully see the best results in next days.

You can reach Optiast’s online link below;

www.optiat.com

Instagram: Optiat_co

Facebook: Optiat

 

*

Thanks to The London Coffee Guide, I will keep tasting coffee at different #independent coffee venues in London. This means, we will never end our #coffee conversations my dear readers …

Yagmur 😉

photo 1

Old Truman Brewery, Brick Lane

Keeessss-tiiikkkk!

8 Şubat 2016

 

Bazı hikayelere ara vermek gerekir.

Belli bir süre sonra unutursunuz çünkü ne okuduğunuzu; kahramanlarının kim olduğunu; karakterlerin özelliklerini; mekanları, zamanları…. Her hikayeyi sindirebileceğiniz bir yaş ve zaman vardır çünkü. Öncesinde yaşamanız ve deneyimlemeniz; sonrasında da anlamanız ve analiz etmeniz gereken bir hikayedir kendi hayatınız da. Zamana ihtiyacımız var hep; Hep!

Son zamanlarda saçma sapan bir yarışın içinde olduğumuzu fark ettim;

İş bulmak, bulabildiğimiz ilk işe tutunup ismimizin önüne bir sıfat koyabilmek için var gücümüzle, gecemizi gündüzümüze katarak, kısacası kendi varlığımızı unutarak savaşmak (ahh evet evet biliyorum toz pembe bir dünya görüyorum ben, para kazanmalıyız, toplumun ve yaşamanın gerektirdiği şeyleri yapmak zorundayız vs. vs. Ama inanın daha iyi örneklerini gördüm); kendimizi bulunduğumuz ortama kabul ettirebilmek, bizimle aynı okulda okumuş ve belki de bizim edindiğimiz tecrübenin onda birini bile edinmemiş arkadaşlarımızın bizim de başvurduğumuz şirketlerde çalıştığını duymak, görmek ve iyi bir arkadaş olup onları kıskanmamaya çalışmak; Sosyal hayatımızla iş hayatımızı bir düzene oturtmak, sevdiklerimize daha çok zaman harcamaya ve onlarla ilişkilerimize daha çok özen göstermeye çalışırken karşılığını alamamak, yine de iyi niyetli olup derin bir nefes alarak gülümseyebilmek için uğraşmak…

İstanbul’u çok sevdiğimiz halde tiksinç trafiğinde nefessiz kalarak gideceğimiz yere ulaşmaya çalışırken, geçtiğimiz yolların ve manzaraların kıymetini bilemediğimizi fark etmek; Kazandığımız para, para; İçinde bulunduğumuz ekonomi, ekonomi olmadığı için eğlenirken, kültür seviyemize değer katarken bile üçün beşin hesabını yapmak; “E zaten tatmin olamayacaksam neden bu çileyi çekiyorum” diye diye kendimizi sorgulamak…

Her geçen gün ülkemizin ve ülkemiz insanlarının bakış açılarının dibe vurduğuna tanık olmak, yakın çevremizde bile bu lüzumsuz yapılanmayı ve düşüşü gözlemlemek, çok çok az ve kısıtlı bir kesimle mis gibi ülkemizde yalnız kaldığımızı hissetmek, ‘Bastığımız yerleri toprak diyerek geçme’yip tanımaya çalışmak; Attığımız her adımda patlamayacağından ve bir sebep yokken bize de bir tuzak kurulmadığından emin olup öyle yol almak, dolayısıyla paranoyaklaşmak…

Biz diye konuşurken kendimden bahsediyorum aslında; Çünkü yoksunuz belki de nereden bilebilirim ki? Bir olur mu herkesin bir günüyle öbür günü sanki!

Duygusal gelgitler, sezgisel ilerleyişler, içinde tutmalar, dışına patlamalar, durup dururken gözlerinde yaşarmalar, sözlerinde daralmalar, tüylerinde dikelmeler, olur olmaz kahkahalar, sözde eğlenceler, gözden sakınmalar, akışına bırakmalar, sıkı sıkı tutunmalar, dengeyi kurmaya, ikna etmeye çalışmalar, kuru kuru sohbetler, muzurca düşünceler, sakince dakikalar, sessizce adımlar derken artık ara vermesi gerektiğini düşünüyorum içimdeki kızın. Zira vermezsem sonunu bilmediğim ve hiç bir zaman da kontrolünü elime alamayacağım bir akıntıya sürüklenip gideceğini fark ettim… O yüzden de olmayan işimden, sorumluluğumdan, hayatımdan, verdiğim sözlerden, gerçekleştiremediğim planlardan, değiştiremediğim davranışlardan ve anlam veremediğim o büyük karmaşadan istifa ettim.

Bir süre şapkamı önüme alıp düşünmeye, yazıp çizip yepyeni planlar yapmaya, kurduğum hayalleri güncelleyip şekillendirmeye ve en önemlisi karakterimin kim olduğunu, içimdeki sesi dinlemeye karar verdim.

Bir Antalyalı olarak İstanbul’da yaşamanın bir çok açıdan çok büyük bir ayrıcalık olduğunu bilsem de, benden götürdüklerinin farkına varıp enerjimi yeniden toplamak için kendime söz verdim.

Yorgunluğumu Akdeniz’in mavisine bakarak atıp, kokusunu bir güzel içime çekip, kendi gezegenimde hayatı keşfetmek için bir adım attım.

Çünkü “İyi ki var!” dediğim hiç bir şey benden önemli değil bunu farkındayım!

I Let Myself To Speak Up!

24 Ocak 2016

Everything started with this TED Talks video;

After i watched the video has been shared on TedTalks website, I started to think about my experiences on this issue. Gender violence! The real and unfortunately bad memories which Meera Vijayann shared; First made my cry and then made me stronger to write on about my experiences in Turkey. Although, I feel myself lucky because I haven’t been killed by any men after i’ve been raped, I still suffer from sexual and verbal harassment in Istanbul and this hasn’t changed in Antalya where is my hometown too!

Let me tell you about how my morning started 2-3 weeks ago;

I woke up at 06:30, had my breakfast at home, got ready for the work, and left my home at 07:30. Since my shuttle take me from a bit far to my home, I always walk 5-10 minutes to the shuttle stop. So, i started to walk. I turned right at the corner and suddenly, one car  got slower and stopped in front of me and shouted.”I’m gonna lick your pussy!!!!” After 3 repeats, he speeded up and left. I was shoked! It was half past seven in the morning and i had this experience. I was sad. Wanted to cry. Couldn’t walk for a while. Do you want to know what is worse than it? An old woman was walking on the same street with me too and she asked me if i’m ok? And i told that i have been abused by the man. Her answer made me cry more;

“Why you even wore a short skirt!!!” After that, I became aware of another problem that women don’t support women too! Unfortunately, this problem always shown up in different stages of life such as work environment, social life and so on.

Whenever I experienced this kind of problem in daily life, I feel that I need to share this with someone else. In other words, I need to tell all the things happened to me, someone else so that, I can share my weight of feeling ashamed on behalf of someone.

Having all the thoughts in my mind, I decided to express all my opinions and experiences by writing here on my blog page.

Hoping to reach new people who suffer from these issue and want to share their experiences as me too.

Send your experiences to my e-mail address > ygmrsmsk@gmail.com and let yourself to speak up! We’re not alone and as long as we support each other, we will not be alone in the future too! Be yourself, don’t hide anything and let people to listen to your stories!

It’s always better to be a solution rather than looking for a solution!

#IletMyselfToSpeakUp and it’s your turn to #LetYourselfToSpeakUp

 

2015 küçük eşittir 2016

31 Aralık 2015

yeniyıl“Ben Türk dizisi izlemiyorum pek ya.. ” deme bir daha; çünkü aslında geçen her sene hayatının dizisi devam  ederken bir sezonu geride bırakıyorsun arkadaşım. Farkında olsan da olmasan da her yeni bölümde inanılmaz entrikalar, gergin gergin konuşmalar, duygusal dakikalar, romantik sahneler, mutlu eden olaylar, çileden çıkaran zorluklar, ölümden döndüren aksiyonlar işleyerek izleyiciyi ekranda tutmaya çalışıyorsun.

“Yok artık bu kadar da tesadüf olmaz ya, türk dizisi işte” dediğin zamanları da duyar gibiyim. İnan bana “Teaaaksi!!” diye seslenildiğinde  -taksinin kapıda belirme- sahnesi dışında bir çok tesadüfü gerçek hayatta da yaşayabiliyorsun. Öyle bir şey oluyor ki “Anlatsam roman olurdu” diyorsun. Sonra sana “Anlat o zaman roman olsun” diyorlar, sen de gaza gelip anlatıyorsun. Gelgelelim onlar senin romanını alıp, değerinin altında bir senaryo yazıp, dizisini çekiyorlar. Sonra insanlar da “Ne kadar da saçma ve yapay bir dizi!” diyor ve senin diziyi takip etmeyi bırakıyorlar. Sonu kötü reytingler, sonu dizinin kıytırık bir final bölümüyle bitirilmesi. Diyeceğim o ki senaryonu sen yazmazsan yavaş yavaş kayboluyorsun.. Halbuki avantajın da var üzerine gitsen, çünkü gerçek bir hikaye anlatıyorsun…

Konunun dışına çıkmadan hemmen toparlıyorum;

2016 da 2015’ten farklı olmayacak; senin yazdığın senaryo onu farklı kılacak; Tabi eğer istersen ve bir de kendine uydurduğun bahaneleri yemezsen!

Buna yakın bir cümleyi geçen sene 2015 için de kurmuştum ve şöyle dönüp bakınca az çok ilgi çekici bir senaryo yazmışım kendi kendime diyorum. (Not: Bazen beni yerin dibine soksa da ağzımdan çıkan cümlelerle gurur duyuyorum :D) En azından  reklam aralarını uzatmayınca izlenesi bir hal almış gibi oynadığım dizi; Aşk var, entrika var, aksiyon var, dram var, kutlama var, imkansızlıklar yine söz konusu, aile bağları, arkadaşlıklar ve daha neler neler. Belli ki izleyici de ufaktan etkilenmiş ki yapımcımdan dizinin 2016’da da devam edeceğine dair bir duyum aldım. Bakalım bizleri neler bekliyor 😉

İletişimin olmadığı, sosyalleşmenin tükendiği, mutsuzluğun arttığı, yaşamların söndüğü, gözyaşlarının nehir olduğu, açgözlülüğün ve kendine müslümanlığın modaya dönüştüğü bir yıla yeni yıl dememek için elimizden geleni yapacağımız; çevremizdekilerin refahını düşünürken kendi sağlığımızdan ve mutluluğumuzdan ödün vermeyeceğimiz; gözlerimin içinin güldüğü, enerjimizin boşa gitmediği, potansiyelimizi en verimli şekilde kullandığımız yepyeni, pasparlak, musmutlu bir yıl olsun 2016…

 

 

 

 

 

“CESARETİNİZ YETMİYORSA CÜRET EDİN!”

3 Aralık 2015

 Buz kesmiş havada, tren istasyonunda dakikalarca beklerken izlediğim bir filmden aklıma gelen bir alıntı….

“CESARETİNİZ YETMİYORSA, CÜRET EDİN!”

Emily Dickinson 

Bu ne cüret dedim kendi kendime. Amacın ne? Bir insanın hayatında 3-5 günde 35 tane karar değişikliği olabilir mi? Sorunun ne? Zaten ne kadar yaşayacaksın? Bırak hayatın şu ormandaki küçük dere gibi aksın; ince, uzun ve cılız bir dere belki ama bırak aksın; akmasa da damlasın…. Şu an ihtimal veremesen de zaten seneler sonra kendini, yapmam dediğin şeyleri yaparken bulacaksın…

Beklediğim tren geldi sonra, durakladım biraz ve atlayıverdim içine.

Tam kapılar kapanacakken valizimin bir tekerinin trenin kapısının dışında kaldığını fark ettim. Saniyelik fark edişler bunlar, çekiverdim hemen bir kuvvetle. Artık güvendeydim; ben ve valizim. Aslında bir ara onu da bırakıp daha özgür olabilmeyi istedim; ama yalnızca bir an için. Çünkü “Kuş gibi hafif” olmak deyimi var ya; öyle olacağını sanırsın tüm köklerinden ve seni bir şeylere bağladığını düşündüğün materyallerinde3n kurtulunca… İster inan, ister inanma o iş öyle olmuyor. Kuş gibi hafiflediğini, uçabildiğini anladığın an düşesin geliyor. Cesaretleniyorsun kimi zaman, ama öyle yoğun yaşamaya başlıyorsun ki kalbinde ve kafanda bir şeyleri; yerini belli edesin geliyor.

Neyse, varacağım durağın bindiğim istikamette olduğunu bildiğim halde, emin olamadım ve yine sordum yanımda oturan kadına, içinde bulunduğum tren Mill Hill Broadway’e kadar gidiyor mu, diye. Kadın da pek emin olamadı ama “evet, gidiyor” cevabını vermeyi tercih etti en sonunda. Saniyelik karar alışlar bunlar, sonucunu hemen görüp, doğru mu yanlış mı ölçümleyebileceğin (aslında en sevdiğim). Ben de ona güvenmeyi tercih ettim. O da bana gülümsedi, ben de onun gülümsemesine karşılık vermeyi tercih ettim. Sonuç olarak doğru istasyonda indim….

Hep arasındasın işte bir şeylerin; hayatında karşına çıkan her şey senin tercih sebebin. Pişman olmak veya olmamak; Pişman olduğunu hissettiğin her tercihten ders çıkarıp çıkarmamak; Düşman olduğun birini anlamaya çalışıp çalışmamak senin elinde. İnandığın bir şeyi savunup savunmamak, mutlu olmadığın bir hayattan topuklarına vurarak uzaklaşıp uzaklaşmamak da yine senin o dünyada eşi benzeri olmayan çizgilere sahip ellerinde. O kadar senin ellerinde ki açıklama yapmak zorunda değilsin hiç kimseye!

Kendine farklı bir dünya yaratıp, o dünyada yaşadığı ve hayal ettiği şeylerle mutluluğu bulmaya çalışan biri olarak söyleyebilirim ki, kaybolduğunu düşündüğün veya yolunda gitmeyen bir şeyler için çözüm bulamayacağını hissettiğin zamanlarda avucunun içinde bir harita olduğunu bilmek seni rahatlıyor; dahası, işe yarıyor ve yeni yeni demir ağları örebilmen için sana rehber oluyor. Avucunun içini incele biraz, o dünyada zaman geçir. İnan bana çizgilerinden sıyrılmak yerine, yaşamının tam ortasına koyduğun çizgileri anlayabilmek; gerçekten görmek istediğinde, o yolların nerelere gidebileceğini görmek sana bambaşka bir haz veriyor.

Dedim ya hep arasındasın bir şeylerin; karşına çıkan her fırsat, seçmek zorunda olduğun her alternatif senin hayatına katmak üzere olduğun yepyeni bir deneyim. Takip etmeye karar verdiğin her çizgi, değiştirmeye yeltendiğin her fikir, senin kendi geleceğin. İlla ki bir noktada kırılıyorsa cesaretin; bir gün mutlaka seni yönlendirir cüretin!

22

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

29 Ekim 2015

“Herkes onun dansını seyretmeyi, dans etmeye tercih ediyordu!”

Ne güzel cümle değil mi? O’nun liderliğinde o kadar güzel şeyler oluyordu ki, kimse bu güzel şeyleri ondan daha güzel yapabileceğini düşünemiyordu.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

24 Yaşıma Mektup

5 Ekim 2015

mektuppic24 yaşını geride bırakmışsın seni  küçük şirin kız :)

İtiraf etmeliyim ki pek de kolay geçen bir süreç değildi bu… Biraz karmaşık ve kararsızdın açıkçası. Hatta fazlasıyla… Ama bu bir tek senin kontrolünde olan bir durum değildi. Onu da anlıyorum. Aslına bakarsan, maalesef ki olgunluk dedikleri evreye hızlı bir geçiş yaptın ve sayende artık bir çok şeyi anlayabiliyorum… Tabi bu durum bir anda damdan düşer gibi olmadı… Bunca senedir başına gelen iyi – kötü onca olayı düşündükçe, edindiğin deneyimlerin üzerine her defasında yenileri eklendikçe, zaman içerisinde; kimi zaman sancılı, kimi zaman da eğlenceli bir süreç şeklinde gelişti anlayacağın…

Şikayetçi misin? Olma tatlım!

Çünkü ister buruşturup çöpe, oradan da kapının önüne; ister ters çevirip çamaşır makinesine; ister sudan geçirip bulaşık makinesine atmaya kalk; Bu hayat senin! Üzerinde bıraktığın her iz, çizdiğin her figür, kullandığın her renk senin ellerinden geçti; Belki düşüncelerinle örtüşmedi her zaman ama, senin ellerinden geçti; Belki inanarak uğraşmadın tamamlamak için ama senin ellerinden geçti; Belki birazcık başkalarının istediği gibi yaşadın kendine çaktırmadan ama senin ellerinden geçti…. Gördüğün üzere ellerin o derece kıymetli; hem kabul et, verdiğin en son kararlar hep senindi!

Geriye dönüp baktığında gurur duyacağın bir sürü şey oldu hayatında ve başarıların yürüdüğün yolda yer edindi; Tıpkı her geçen gün tanıdığın yeni insanların hayatında edindiği yer gibi. Karakterini en güzel şekilde oluşturmaya çalışırken yaptığın hatalar seni sapa yollara soktu olsun; enerjin yine o yolları da atlatmaya yetti. Yaptığın yemeğin tuzunu fazla kaçırdın bazen, gerçi senin midenden geçti. “Acı yiyemem, sevmem” dedin, ama denemeden de duramadın; acısı da tatlısı da yine senin boğazından geçti…

Bünyen sağlam çıktı kızım!

Yanında sandığın bir çok kişiyi karşında gördüğünde hiç panik yapmadın, dimdik durmayı öğrendin. Zamanında seni zor duruma sokan insanlar, karşına geçip vefa dilendikleri zaman, onlara geçmişi hatırlatmaya cesaret ettin.

“Kimsenin seni dinlemediği bir ortamda ne anlattığın derdinden kurtulabilirsin, ne de paylaştığın bilginin yerine ulaştığından emin olabilirsin” dedin ve yeri gelince susmayı öğrendin!

İnsanların konuşmaktan, eleştirmekten ve yargılamaktan hiç bıkmayacaklarının farkına vardın ve söylenenler bir kulağından girdiği zaman onları öbür kulağından nasıl çıkaracağını öğrendin.

Az uz bir şey değildir derin bir nefes almak; Kendi kendinin sakinleştiricisi olmanın bir çok ilaçtan daha etkili olduğunu keşfettin. 

Aynada gördüğün değil, hissettiğin kızı beğenmek için kendine bir şans verdin. 

Yıllardır planlar yapar durursun ama şu son bir iki senedir plansızlığın da çok çekici bir şey olduğunu bizzat deneyimledin. Özgürlüğü hissettin. Öyle günler geldi ki, kendine karşı bir rüzgar olup, kendini de alıp estin gittin. 

Her ne kadar tam anlamıyla bunu başaramamış olsan da herkesin iyiliğini düşünmek zorunda olmadığını kendine yavaş yavaş aşılamaya başladın. Çünkü zamanında çok güvendin, çok emek verdin; Karşılığını göremeyince bir o kadar da gücendin…

Hiç bir zaman çok paran olmadı, ama beş parasız da kalmadın; Bazen kızıp üzülsen ve başka şeyler hayal etmiş olsan da, şükretmeyi öğrendin; ortalama bir insan olmanın tadını çıkardın, öyle de eğlendin. 

Seni değersiz kılan insanlara hakaret etmedin lakin hak ettiklerini verdin. Çünkü öyle zamanlar oldu ki, sana yaşatılanları sen hiç hak etmedin.

Aptal yerine de koydurtmadın kendini ama karşılıksız sevmeyi de öğrendin zaman geçtikçe; ki bu öğrendiklerin arasında en önemlilerinden biriydi bence…

Her bir şeyde değişim gösterdin, her bir şeyden ders çıkardın da bir tek mükemmeliyetçilik huyundan vazgeçemedin.

Bak Yağmur kız; YORULURSUN!

Hayatın boyunca tatmin olamayacağını bile bile bu kadar ‘yolunda gitsin her şey’, bu kadar ‘elinden gelenin en iyisini yapma’ çabalarına girişirsen stres olursun, mahvolursun.

Kendini dinlemek için biraz zaman ayırmalısın. Ne olur kanma kendi hallerine, yıpranırsın. “Ne istemediğimi biliyorum en azından” doğru bir cevap değil! “Ne istiyorum?” diye sorduğun zaman kendine, cevapsız kalırsın. Bunu günü gelince anlarsın anlamasına da; treni kaçırırsın.

Diyeceğim o ki, bir şeyleri yapmak, hayatının hakkını vermek, hayatın hakkında kararlar vermek istiyorsan bu sene yap balım, ama yap!

Yoksa seneye 5 Ekim’de 25 yaşına mektup yazarken yine aynı cümleleri kurmaya başlarsın;

Unutma sen körpecik bir yazarsın; özgün olmalı, sana yakışan, içine sinen, anlata anlata bitiremeyeceğin bir hayatı yaşamalısın….

Zamanın ucuz bir şey olmadığını kendine hatırlatmalısın;

Bir şeyleri değiştirmeye devam et ki, sıradan kalmasın,

Çünkü emin ol, ne aynı yılı ne de aynı yaşı iki kez yaşayamazsın…